Bican Şahin

Başkan



28 Şubat ve Özgürlüksüz Demokrasi

28 Şubat Müdahalesi’nin üzerinden 18 yıl geçti. 18 yıl önce dün, Milli Güvenlik Kurulu tarihinin en uzun toplantılarından birisini gerçekleştirmiş ve gününsonunda Kurul’un asker üyeleri, seçilmiş sivil üyelere “irtica ile mücadele eylem planı” adını verdikleri bir planı dikte ettirmişlerdi. Bu planla, daha önceki açık darbelerden farklı olarak askerler kontrolleri doğrudan kendi ellerine almamış ancak yargı erki ve YÖK gibi kamu bürokrasisi ve medyaya verilen brifingler ve direktifler ile siyasetidizayn etme yoluna gitmişlerdi. Bu yönüyle, 28 Şubat sürecini 90lı yılların kudretli paşası Çevik Bir “Post-Modern”  darbe olarak nitelemişti.

Bir kısmı gerçek olabilecek büyük bir kısmı da mantık dışı olan tehditler ileri sürülerek kamuoyunda “irtica paranoyası” yaratılmış ve devletin kanunlara uygunama hukukun dışına çıkarak temel birey haklarına tecavüze etmesinin ortamı yaratılmıştı. Bu süreç sonunda, gerçekten kendi din anlayışlarını başkalarına dayatmayı amaçlayan kişi ve gruplar mağdur oldu mu bilinmez ama başkalarının haklarına saygı göstererek sadece kendi vicdanlarına uygun yaşamayı tercih eden binlerce masum dindar birey mağdur edildiler. Bu mağduriyetler, ordudan atılma, üniversiteye sokulmama, bürokrasiden atılma, işyerlerinin ve şirketlerinin iflasa zorlanması gibi farklı biçimlerde gerçekleşti. Bu insanlar çok büyük bedeller ödedirler, travmalar yaşadılar.

Bu siyasi krizi pek tabii ki, büyük bir ekonomik kriz izledi. Din ve vicdan hürriyetinin, mülkiyet haklarının hiçe sayıldığı, hukukun çiğnendiği böyle bir dönemi ekonomik bir felaketin takip etmemesi eşyanın tabiatina aykırı olurdu. Bu, Daron Acemoğlu ve James Robinson’un Ulusların Düşüşü (Doğan Kitap) adlı eserlerinin de ana fikirlerindendir.

Dün(28 Şubat), Özgürlük Araştırmaları Derneği (ÖAD), “28 Şubat’tan Bugüne Türkiye’de Demokrasi ve Özgürlük” konulu bir konferans gerçekleştirdi. Konuşmacı, 28 Şubat sürecinde mağdurların hak ve hürriyetlerini maliyet ödeme pahasına savunmuş olan saygın anayasa profesörü Mustafa Erdoğan’dı. Aynı zamanda ÖAD’nin kurucularından olan Erdoğan, özgürlük ve demokrasi idealleri arasındaki gerilime de dikkat çektiği konuşmasında 28 Şubat sürecinde Türkiye’nin hem demokrasi hem de özgürlükten mahrum olduğu bir duruma karşılık gelen “demokrasisiz özgürlüksüzlük” durumunu tecrübe ettiğini belirtti. O gün mağduriyetler karşısında sessiz kalamayıp hakların yanında ayağa kalkan “demokrat” tüm kesimler, demokrasinin kurumsallaşması halinde özgürlük sorunlarının da ortadan kalkacağına inanmışlardı.

Demokratların bu inancını Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının özellikle 2002-2011 arasındaki icraatları haklı çıkaracak gibiydi. Ancak, kanımca 2011 genel seçimleri sonrasındaki, Mustafa Erdoğan’a göre ise yaklaşık olarak 2007-2008 yıllarından bu yana olan AKP politikaları bu iyimserliği dağıttı. 2013 yazında tecrübe ettiğimiz Gezi Süreci’nden, özellikle de 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından bu yana şahit olduğumuz gelişmeler Mustafa Erdoğan’ın deyişiyle bugün “demokrasili özgürlüksüzlük” durumunu yaşadığımızı düşündürtüyor bize.

Çerçevesi hukuk devleti, bireysel özgürlüklere saygı ve hoşgörü gibi temel liberal ilkelerle çizilmemiş bir demokrasi, ancak “çoğunlukçu demokrasi” veya Fareed Zakaria’nın popülerleştirdiği ifade biçimi ile “illiberal demokrasi” olabilir. Böyle bir demokraside teorik olarak kararları halkın çoğunluğu alıyor olabilir ancak orada birey haklarının güvence altında olması söz konusu değildir.

Bugün, 28 Şubat Süreci’ne benzer bir paranoya yaşanmakta. Bir kısmı gerçek olabilecek, önemli bir kısmının da mantık sınırlarını zorladığı iddialarla toplum bir“cadı avı”na uygun hale getirilmekte. Din ve vicdan hürriyeti, mülkiyet hakları, kişilik hakları, adil yargılanma gibi en temel haklar çiğnenmekte ve tüm bu olan bitene “Paralel Devlet/tehdit/otonom yapı” ile mücadele gerekçesi ile sessiz kalmamız, başımızı öte yana çevirip görmezden gelmemiz istenmekte. Bu satırların yazarı, bu iddiaların peşinen temelsiz olduğu düşüncesinde değildir. Ancak, tüm iddialar hukuk devletine uyun şekilde ortaya konup adil yargılama süreçleriyle tespit edilmeli, suçun ve cezanın şahsiliği prensibinden taviz verilmemelidir. Böyle olmaması halinde, Türkiye ne siyasi ne de ekonomik anlamda hedeflediği 1. Lige yükselemeyecek, bizim tüm böbürlenmelerimize rağmen uluslararası dünya “Yeni Türkiye”yi bir “özgürlüksüz demokrasi” veya “illiberal demokrasi” olarak kodlayacaktır.

 

http://www.ankarareview.com/28-subat-ve-ozgurluksuz-demokrasi/


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.