Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



AKP Adalete Dönebilir Mi?

Adalet kavramı, her zaman tam olarak aynı anlamda kullanılmasa da, aslında evrensel bir ideali temsil etmektedir. Bu evrensellik hem zaman hem de mekân bakımındandır. Ünlü bir Roma vecizesinde “adalet yerini bulsun da isterse dünya yıkılsın” denmiştir. Bizim kültür dünyamızda da, malum, “adalet mülkün (yönetimin) temelidir”  sözü meşhurdur. Yönetenlerin âdil olmaları gereği hem İslâmî siyaset doktrininin hem de siyasetnâme geleneğinin ortak bir temasıdır.

Antik düşünürler adaleti aynı zamanda bireysel bir erdem olarak da tasavvur etmişlerdi. Bu anlamda adalet (adil olmak) erdemli kişinin bir vasfı sayılıyordu. Buna karşılık, yukarıda aktarılan vecizeler adaletin aynı zamanda kamusal bir erdem olduğu düşüncesini yansıtmaktadır. Öte yandan, adalet tartışmasında kamusal adalet düşüncesi yanında, “dağıtıcı adalet” kavramı da modernlikle birlikte öne çıkmıştır. 

Kamusal adalet düşüncesinin çağımıza özgü tipik bir anlatımını John Rawls’da buluyoruz.  Ona göre, “toplumun temel yapısının bir özelliği” olarak adalet, “toplumsal kurumların birinci erdemi” veya meziyetidir. Adaleti, esas olarak, herkes için geçerli kurallar çerçevesinde gerçekleşen kişisel davranışın bir özelliği olarak gören Hayek de “toplumsal kurumların düzenlenmesinde de bir adalet sorununun var olduğu”nu kabul etmesi bakımından, Rawls’un görüşüne katılmaktadır.

Başta zikrettiğim Roma vecizesi (“adalet yerini bulsun da isterse dünya yıkılsın”) aslında hukukla bağlantılı olarak dile getirilmiştir. Bu sözle, hukukla adalet arasında zorunlu bir bağlantı olduğu anlatılmak istenir.  Hukukun adaletten ayrıştırılamaz olduğu daha temelde tabiî hukuk doktrininden kaynaklanan bir düşüncedir. Nitekim, Stoacılardan Aquina’lı Thomas’a, âdil olmayan bir kanunun hukuk adını hak etmediği, onun bir şiddet tezahürü olduğu söylenegelmiştir.

Ancak, adaletsiz kanun “hukuk” olarak adlandırılma onurunu hak etmese de, “ilâhî tabiî hukuk” öğretisi bundan âdil olmayan kanunlara itaat edilmemesi gerektiği sonucunu çıkarmaz. Aquina’lının tabiî hukuku, tebaaya adaletsiz yönetime direnmeye –hatta sivil itaatsizliğe- ilişkin otomatik bir hak vermez. Başka bir anlatımla, erdemli yönetici adil kanun yapmalıdır ama erdemli davranmaması onun yönetme hakkına halel getirmez.

Aynı durum İslâmî siyasetin hem baskın doktrini hem de özellikle pratiği bakımından geçerlidir. Bu gelenekte de yönetenlerin tebaalarına âdil muamele etme ahlâkî ödevi vardır ama bu ödev kişilere yöneticilere karşı mukabil bir hak veya yetki vermez. Gerçi, kimi istisnaî örneklerden hareketle yönetilenlerin böyle bir hakka sahip olduklarını ima eden baskın bir popüler söylem varsa da, en azından Sünnî imamet doktrini İslam toplumunun başkanı (“İmam”) için öngördüğü iddialı vasıflardan birer birer vazgeçerek en sonunda ümmetin başkanına zalim de olsa itaat edilmesi gerektiği tavsiyesine gelip dayanır. Siyasetin pratiği söz konusu olduğunda ise teori düzeyinde iyi-kötü bir yeri olan yöneticilerin adil davranmaları buyruğunun bu alanda hiçbir karşılığı yoktur.

Meseleyi bu şekilde İslâmî siyaset geleneğine bağlamamın nedeni her halde tahmin edilebilir: Gitgide artan bir şekilde baskı ve zulüm AKP iktidarının karakteristik vasfı haline gelmektedir.  AKP’nin genel siyasî tarzının anayasal-demokratik rejim standartlarıyla bağdaşmamasına paralel olarak, bu iktidarın yasal ve idarî düzenlemelerinin de tipik özelliği adaletten uzaklaşma, hatta bir toplumsal-siyasal ideal olarak adaleti reddetme şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Öte yandan AKP ve Tayyip Erdoğan, kendi iktidarlarının meşruluk referansını anayasal-demokratik normlardan gitgide İslâmî esaslara çevirmekte, böyle yaptıkça da Anayasaya referans yapmaktan artık ümidini kesen toplumun farklı kesimlerinden iktidara yöneltilen “İslâmî adalet” çağrıları da artmaktadır. Başta sayın Erdoğan olmak üzere AKP’lilere, yer yer Kur’an’dan da deliller getirilerek, “İslâmın adaleti emrettiği” yollu hatırlatma veya uyarılar yapılmaktadır.

Kısaca, ben bu çağrıların işe yaramaz olduğunu söylemek istiyorum. Gidişatlarının ayan-beyan gösterdiği gibi, Erdoğan’ın ve AKP’lilerin adalet çağrılarına kulak verme ihtimali maalesef yoktur. Çeşitli nedenlerle, hâlet-i rûhiyeleri bu çağrılara cevap vermelerine uygun değil. Daha da önemlisi, AKP’liler bu çağrılara kulak verecek olsalardı bile, İslâmî siyasetin kendilerince makbul olan fikrî ve fiilî geleneğinin onları adil davranmaya zorlayan bir yanı maalesef yoktur.  Onların Kur’anı ve genel olarak İslâmı okuyuşlarında, kişilerin “hakları yok, (devlete karşı) vazifeleri vardır.”

(11 Mart 2016)


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.