Bican Şahin

Başkan



Anayasa Değişikliği Teklifi Hakkındaki İlk Düşünceler

Öncelikle hepimizin başı sağ olsun. 10 Aralık Cumartesi gecesi İstanbul’da gerçekleştirilen terör saldırıları neticesinde hayatını kaybeden güvenlik görevlileri ve sivil vatandaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Yaralıların en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını diliyorum.

Evet, İktidar partisi ve MHP’nin üzerinde anlaştıkları anayasa değişikliği teklifi Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin imzaları ile Meclis’e getirildi. Kamuoyunun malumu olduğu üzere bu anayasa değişikliğinin özü, Türkiye’de mevcut “parlamenter hükümet sistemi”ni kaldırıp “başkanlık hükümet sistemi” benzeri bir sistemi tesis etmektir.

Daha önce de ifade ettiğim üzere, prensip olarak, “başkanlık hükümet sistemi” de, tıpkı parlamenter hükümet sistemi gibi, anayasal, liberal demokratik rejimle uyumlu bir hükümet modelidir. Bir hükümet modelini, anayasal, yani sınırlandırılmış hükümet modeli yapan şey onun devlet iktidarını etkin bir şekilde sınırlandırıyor olmasında yatmaktadır. Devlet iktidarını sınırlandırmanın amacı bireyin temel haklarını korumak gayesidir. Nitekim insanlık tecrübesi, bireylerin haklarına yönelik en büyük tehdidin diğer bireylerden ziyade devlet iktidarından geldiğini göstermiştir. Bu doğrultuda, “anayasacılık hareketi” devlet iktidarını sınırlandırma gayesi ile ortaya çıkmıştır. Anayasacılık hareketinin, devlet iktidarını sınırlandırmak doğrultusunda geliştirdiği ilke ve teknikler arasında temel insan haklarının ilan edilip anayasalarda yazılı hale getirilmesi; ekonomik güç ile siyasi gücün birbirinden ayrılması; kuvvetler ayrılığı prensibi ile yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılıp farklı ellere verilmesi; hukukun üstünlüğü ilkesi gibi ilke ve teknikler bulunmaktadır.

Başkanlık hükümet sistemi, Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulandığı şekliyle, özellikle “kuvvetler ayrılığı prensibi” açısından parlamenter hükümet sisteminden de daha etkin bir sistemdir. Tipik bir parlamenter sistemde, yürütme organı yasama içinden çıkar ve bu nedenle bu iki erkin birbirinden net ayrımı söz konusu değildir. ABD’deki başkanlık sisteminde ise yasama ve yürütme seçimleri ayrı ayrı gerçekleştirilmekte ve bu iki organ birbirini fesih etme yetkisine sahip bulunmamaktadır. Böylece keskin bir kuvvetler ayrılığı oluşmakta, bu farklı erkler birbirini denetleyip dengeleyebilmektedir. Pek tabii ki, ABD’deki başkanlık sisteminin bu şekilde çalışabilmesine imkân veren dar bölge seçim sistemi; disiplinsiz/gevşek siyasi partiler ve uzlaşmaya açık bir siyasal kültür gibi diğer etmenler de mevcuttur.

Şimdi, AK Partili milletvekillerinin imzası ile Meclis’e getirilen teklif, her ne kadar “Cumhurbaşkanlığı” ifadesini kullansa da bu bizim dünyadaki parlamenter sistemlerden aşina olduğumuz sembolik Cumhurbaşkanı modelinden uzak olup başkanlık sistemindeki Devlet Başkanı modeline yakındır. Getirilen teklifle Başbakanlık makamı ortadan kaldırılmakta, Cumhurbaşkanı’na sayısı ve sahip olmaları gereken nitelikler henüz net olmayan Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve tüm bakanlarını atama yetkisi tanınmaktadır. Bu haliyle, Bakanlar Kurulu parlamentoya değil Cumhurbaşkanı’na karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı hem Devlet Başkanı hem de Hükümet Başkanı olmaktadır. Bu yönüyle bu bir “başkanlık hükümet sistemi”dir.

Öte yandan, önerilen sistemin ABD’deki başkanlık modelinden ayrılan önemli yönleri bulunmaktadır. Bunların ilki, Cumhurbaşkanı seçimi ile TBMM seçimlerinin eş zamanlı yapılacak olması ve bu iki organın birbirinin görev süresini “seçim kararı” alarak sonlandırabilme yetkisidir. Bu, yürütme ve yasama organlarının farklı ellerde olması durumunda ülkemizde siyasal uzlaşma kültürünün düşük olması nedeniyle siyasal sistemin kilitlenmesine engel olmak amacıyla geliştirilmiş olabilir. Yani Cumhurbaşkanı kendisi ile uyumlu olmayan bir Meclis’in seçimlerini yenileme yetkisine sahip olacaktır. Bu durumda, kendisi de yeniden seçime girmek durumunda olacaktır. Bu yaklaşımın sakıncalı yönü, “partili Cumhurbaşkanı”nın yasama organını tamamen kontrolü altına alabilecek olmasında yatmaktadır. Yani, başkanlık sisteminin parlamenter sistemden en önemli farkı olan yasama ve yürütme organlarının keskin şekilde birbirinden ayrılması getirilen bu öneride feda edilmektedir. Bu düzenleme ile gücün yürütme organı yani Cumhurbaşkanı’nın elinde toplanması kuvvetle muhtemeldir.

Bir diğer önemli fark, Cumhurbaşkanı’nın yargı organı üzerinde kontrol kurmasına imkân tanıyan düzenlemedir. Buna göre, Türkiye’de yargı organının beyni olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun üyelerinin yarısı Cumhurbaşkanı tarafından diğer yarısı da TBMM tarafından atanacaktır. Ancak, Cumhurbaşkanı’nın partisinin kontrolünü elinde tutması nedeniyle Meclis’i de kontrol altında tutma ihtimali göz önüne alındığında, bu durum, Cumhurbaşkanı’nın HSYK’nın tüm üyelerinin atamasını kontrol edebileceği anlamına gelmektedir. Bu da yargının yürütmenin kontrolüne geçmesi demektir.

Son olarak, Cumhurbaşkanı’na yürütmeye ilişkin geniş bir alanda kararnameler çıkarma yetkisi; üst düzey devlet görevlilerini tek başına atama yetkisi gibi önemli yetkiler tanınarak yürütme organının yasama organı aleyhine olacak biçimde aşırı güçlenmesine neden olunmaktadır. Bilindiği gibi ABD’de yüksek yargıçlar, bakanlar ve büyükelçiler gibi üst düzey devlet yetkililerinin atamaları Başkan’ın teklifi ve Senato’nun onayı ile gerçekleşmektedir.

Meclis’e sunulan anayasa değişikliği gerekçesinde, anayasaların birey haklarını korumak gayesi ile devlet iktidarını sınırlandırmak için yapıldığı doğru bir biçimde ifade edilmiştir. Ancak, yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerle, bu anayasa değişikliği teklifi bu amacı gerçekleştirmekten uzaktır. Bu haliyle, bu değişikliğin geçmesi durumunda, Türkiye’de tesis edilecek siyasi rejimin bir anayasal veya liberal demokrasi olacağını söylemek imkânsızdır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.