Bican Şahin

Başkan



Bireysel Mutluluk, Toplumsal Huzur ve Sekülerizm

Bu haftaki yazımı bir arkadaşımın facebook paylaşımının bana düşündürdükleri üzerine yazmak istiyorum. Arkadaşım şöyle demiş: “Bireysel huzur İslam’da olabilir ama toplumsal huzur sekülerizmdedir.” Bu ifadeye tamamıyla katılıyorum. Neden böyle düşündüğümü açıklayayım.

Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan her birey mutlu, huzurlu olmak ister. Aristoteles’in dediği gibi hayattaki tüm eylemlerimiz “mutluluk” içindir. Eylemlerimizin amacının mutluluk olduğu konusunda herkes hemfikir olmakla birlikte bu amaca hangi yoldan varılacağı hususunda farklı görüşler mevuttur. Kimisi paranın, cinselliğin, yeme içmenin, kısacası, dünyevi zevklerin mutluluğu sunduğuna inanır. Kimisi şan ve şöhretin mutluluk getirdiğine inanırken kimisi de erdemli bir hayat sürmenin insanı mutluluğa götüreceği fikrindedir. Esasen, ahlak felsefesi de Sokrates’ten bu yana “İyi/mutlu hayat nedir ve bu hayata nasıl ulaşılır?” sorusuna bir cevap aramaktadır. Aristoteles, bu yollardan üçüncüsünün yani erdemli bir hayat sürmenin insanı mutlu edeceğini düşünmektedir.

Aristoteles, erdemli hayatta dünyevi zevklere ve şan, şöhret arayışına hiç yer olmadığını düşünmemektedir. Erdemli hayatta elbette bunlara yer vardır ancak hayatın tek amacını bunlar oluşturamaz. Hayatın merkezine bunlar oturursa insanın “diğer hayvanlardan” ne farkı kalır? Zira Aristoteles’e göre insan, “akıl sahibi hayvan”dır. Dolayısıyla, insan hem diğer hayvanlarla ortaklaşa sahip olduğu yönlerini tatmin edecek hem de onu diğer varlıklardan ayıran aklın bilmek, öğrenmek gibi ihtiyaçlarını tatmin edecektir. Ona göre, bu ihtiyaçların uygun oranda tatmininin ne olduğunu bulmanın yolu “felsefe”den geçer. Aristoteles’e göre, filozoflar, akıl temelinde doğru yolu bulduktan sonra, siyasetçiye de bunu uygulamaya aktarma rolü düşmektedir.

Esasen, yeryüzündeki dinler de bireysel mutluluk ve huzur arayışının yansımalarıdır. Tıpkı felsefe gibi dinler de bireyin mutluluk ve huzura ulaşması için bir yol haritası sunmaktadır. Pek tabii ki, farklı dinler farklı yol haritaları sunmaktadır. Kimi dinler dünyevi zevklerden ve uğraşlardan tamamen uzak durmayı öğütlerken kimileri de ölçülü bir hayatı takipçilerine buyurur. Ancak, onların felsefeden farkı, akla değil imana; bilmeye değil inanmaya dayanmalarıdır.

Gerek felsefe, gerekse de din temelinde mutluluğa giden farklı yol haritaları bulunmaktadır. Bireyler kişisel mutluluk ve huzur arayışlarını bu alternatif yol haritaları içinden birini seçerek veya onların bir sentezini yaparak gerçekleştirecektir. Bu yol seçimi çok önemlidir. Düşünsenize, kişinin tüm mutluluğu bu tercihe dayanacaktır. Bu nedenle, liberaller bireysel vicdan hürriyetine ve kişisel özerkliğe büyük önem verirler. Bireyler kendi tercihlerini kendisi yapabilmeli ve sonuçlarına da kendisi katlanabilmelidir. Kişiler, “ben mutsuzum çünkü bana başkaları tarafından dayatılan bir hayatı yaşamak zorunda kaldım” demek durumunda olmamalılar.

İşte, sekülerizm anlayışı da bu düşünceden ortaya çıkmıştır. Sekülerizm, ilahi veya ilahi olmayan bir mutlu/huzurlu hayat anlayışının devlet eliyle bireylere dayatılmaması için vardır. Antik Yunan’dan modern çağların başına değin gerek felsefi temelde gerekse ilahi temelde geliştirilen iyi hayat anlayışları devlet eliyle bireylere dayatılmıştır. Bu dünyadaki ve öte dünyadaki mutluluklarını kaybetmek istemeyen bireyler, farklı düşündükleri devlet otoritesine karşı isyan bayrağı açmışlardır. Bunun sonucunda da sonu gelmez çatışma ve zulüm yaşanmıştır. Gerek insani gerekse de maddi kayıpları durdurabilmek adına devletin ahlak alanından elini çekmesi demek olan sekülerizm anlayışı bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Sekülerizm bireysel hayatın dinden soyutlanması demek olmayıp, toplumsal hayatın belli bir dini veya seküler iyi hayat anlayışı temelinde devlet eliyle düzenlenmemesi demektir. Bireyleri huzura götürecek bir dinî yaşam, tüm topluma devlet eliyle dayatılırsa toplumsal huzursuzluğa, çatışmaya ve hatta kaosa davetiye çıkarmak olacaktır. İşte bu nedenlerle, arkadaşımın “Bireysel huzur İslam’da olabilir ama toplumsal huzur sekülerizmdedir” ifadesine tamamıyla katılıyorum.

 

 

 

Bu yazı Ankara Review'da yayınlanmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.