Bican Şahin

Başkan



Brüksel ve Berlin’den İzlenimler

Bu yazımda sizlere Friedrich Naumann Vakfı’nın davetlisi olarak katıldığım 1 haftalık Brüksel-Berlin çalışma gezisinde edindiğim izlenimleri aktaracağım.

Gezimizin ana teması Suriye İç Savaşı neticesinde ortaya çıkan göçmen/sığınmacı krizi ve bunun Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine olan etkisiydi. Bu ana temanın arka planında da Türkiye’de de-mokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki “gelişmeler” yatmaktaydı.

Ziyaretimizin ilk etabı olan Brüksel’de Avrupa Komisyonu üyeleri, Avrupa Parlamentosu’nun Liberal Grup temsilcileri, Türkiye iş çevrelerinin Brüksel temsilcileri ve Brüksel’de yerleşik çeşitli düşünce kuruluşlarının temsilcileri ile görüşmeler yaptık.

Komisyon üyeleri bizlerle göçmen krizi bağlamında Türkiye ile AB arasında yürütülen müzakereler ve Türkiye’nin AB üyelik görüşmelerinin geleceği hakkındaki düşüncelerini paylaştılar. Komisyon üyeleri Türkiye ve AB arasındaki bu müzakerelerin yıllardır tavsamış olan ilişkileri canlandırdığını ve Türkiye’nin AB için ne denli önemli olduğunu gösterdiğinin altını çizdiler. Göçmen krizi bağla-mında Türkiye’deki göç yasasının AB standartlarında olmamasının yarattığı sorunlara değindiler. Vize muafiyeti bağlamında söyledikleri şey, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun koyduğu Haziran 2016 tarihinin fazlaca iyimser olduğu yönündeydi. Daha gerçekçi bir beklentinin 2016 sonbaharı olabileceğini ifade ettiler. Burada da yine aşılması gereken önemli engeller olduğunu belirttiler. Buna göre, pek çok AB ülkesi Türkiye vatandaşlarının vize muafiyetine sahip olmasına sıcak bak-mıyor. Müzakerelerin AB tarafının mimarı Almanya Başbakanı Angela Merkel’in partisinde bile bu konuda kendisine ciddi muhalefet olduğu ifade edildi. Yine AB ile Türkiye arasındaki tam üyelik müzakerelik görüşmelerinde prensip olarak yeni başlıkların açılması kararının olumlu olduğunu belirttiler. Ancak bu noktada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin vetosunun kaldırılması gerekmekte. Görüştüğümüz kişiler halen adada Türk ve Rum taraflar arasında devam etmekte olan müzakere-lerden umutlu olduklarını belirttiler. Onların umutlu olmasında bir yandan müzakerelerin olumlu gitmesi bir yandan da AB’nin karşı karşıya kaldığı göçmen krizi karşısında Türkiye gibi önemli bir partneri Güney Kıbrıs’ın huysuzluklarına feda ederek kaybetmek istemeyeceği düşüncesinin etkili olduğu izlenimine vardım. Güney Kıbrıs vetosu aşıldıktan sonra da açılması gereken başlıkların en tepesinde hukuk devleti ve insan hakları meselelerini içeren 23 ve 24. başlıkların olması gerektiği yönünde bir fikir birliği bulunmakta. Bu başlıkların açılması ile birlikte Türkiye’de son yıllarda de-mokratikleşme ve hukuk devleti alanındaki geriye gidişin AB müzakereleri çerçevesinde ele alına-bileceği ve yeniden AB’nin Türkiye’nin demokrasisi için bir çıpa olabileceği düşüncesi dile getirildi.

Avrupa Parlamentosu’nun Liberal Grup temsilcileri ile yaptığımız görüşmelerde vurgularının Türki-ye’nin demokrasi ve insan hakları alanında yaşadığı geri gidiş üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Parlamenterler, AB’nin göçmen krizi nedeniyle Türkiye’de başta basın özgürlüğü alanında olmak üzere temel hak ve hürriyetlerde meydana gelen gerilemeyi görmezden gelmesinden oldukça rahatsız olduklarını belirttiler. Nitekim, sabah kahvaltısında gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ardından hep birlikte, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Kati Piri başkanlığında hazırlanan Türkiye ilerleme raporunun tartışıldığı oturuma geçildi. Kati Piri ve söz alan tüm parlamenterler Ankara’da gerçekleşen terör saldırısından duydukları üzüntüyü ifade ettikten sonra Türkiye’deki geriye gidişi net bir şekilde ifade ettiler ve AB’nin ilkelerinden göçmen krizi nedeniyle taviz verilemeyeceğini belirttiler.

Türkiye iş dünyasının temsilcileri ile yaptığımız görüşmelerde de Güney Kıbrıs’ın vetosunun aşılması ile AB ile müzakerelerin yeniden başlayabileceği konusunda iyimser oldukları izlenimini edindim. Ayrıca, yakın gelecekte İngiltere’nin Birlik’ten ayrılma konusunda yapacağı referandum, Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz, göçmen politikası konusunda Avrupa Birliği içindeki görüş farklılıkları, Macaristan, Polonya gibi ülkelerde illiberal siyasetçilerin yükselişi gibi nedenlerle Avrupa’nın da bir yol ayrımına geleceği ve birden fazla katmanı olan bir Avrupa Birliği yapısının doğabileceği ve Türkiye’nin de önüne yeni seçeneklerin doğabileceği fikri de ortaya atıldı.

Gezimizin ikinci etabı olan Berlin’de Almanya Dış İşleri Bakanlığı, Almanya Parlamentosu’nun alt dalı Bundestag, Türkiye’nin Berlin Büyük Elçiliği ziyaret edildi ve Berlin-Brandenburg Türk-Alman İşadamları Derneği temsilcileri, Uluslararası Af Örgütü Almanya temsilciliği ve bazı sivil toplum temsilcileri ile görüşmeler yapıldı.

Alman yetkililer ve sivil toplum temsilcileri Türkiye ve Almanya arasında göçmen krizi konusundaki işbirliğinin önemine dikkat çektiler. Aynı zamanda Türkiye’de insan hakları, hukuk devleti ve demokratikleşme alanlarında yaşanan olumsuz gelişmeler hakkındaki endişelerini ifade ettiler. Uluslararası Af Örgütü temsilcileri Türkiye ile AB arasında müzakere edilen göçmen/sığınmacı anlaşmasının uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi sorunlar içerdiğini ve Türkiye’nin göç ve sığınma alanında uluslararası hukuka uygun davranmadığını ifade ettiler. İş dünyası temsilcileri, siyasi alandaki geriye gidişin ekonomik alanda da olumsuz sonuçları olduğunu ve Türkiye’de yatırım ortamının her geçen gün kötüye gittiğini ve Türkiye’den Almanya’ya doğru bir sermaye yönelişinin olduğunu belirttiler.

Bu gezi sayesinde, Avrupa Birliği ve Almanyalı bürokrat, siyasetçi, sivil toplum temsilcileri ve iş dünyasının göçmen/sığınmacı krizine nasıl baktığı, Türkiye’den beklentileri, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği, bu çevrelerin Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanındaki geriye gidiş hakkındaki düşüncelerini dinleme, onlarla bu karanlık tablodan çıkış için görüş alışverişinde bulunabilme imkanı bulduk.

NOT: 13 Mart’ta Ankara Kızılay’da ve 19 Mart’ta İstanbul Taksim’de gerçekleştirilen terör saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına sabır ve yaralananlara acil şifalar diliyorum. Terörün bir an evvel bitmesini ümid ediyorum.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.