Bican Şahin

Başkan



Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve Türkiye'nin Düşüşü

Türkiye kökenli ekonomist Daron Acemoğlu ve Amerikalı meslekdaşı James Robinson, Ulusların Düşüşü (Why Nations Fail) başlıklı eserlerinde dünya üzerinde refahı yakalayan ülkelerin bunu nasıl başardıklarını ve fakirliği kıramayanların neden ve nasıl başarısız olduklarını açıklayan bir teori ortaya koymaktadır.

Acemoğlu ve Robinson'a göre, ülkelerin başarısını belirleyen temel unsur onların ekonomik ve siyasal alanlarda sahip oldukları kurumlardır. Yazarlar, iki tip kurumun varlığından bahsetmektedir: kapsayıcı ve sömürücü kurumlar.

Kapsayıcı kurumlara sahip ülkeler ekonomik zenginliği yakalayıp vatandaşlarının insani gelişimleri içi ihtiyaç duydukları maddi imkanları sunabilirken, sömürücü kurumların baskın olduğu ülkeler fakirliğe mahkum olmaktadır.

Ekonomideki kapsayıcı kurumlar, güvenli özel mülkiyet kurumu, şeffaf ve rekabetçi piyasalar, hukukun üstünlüğüne dayalı bir ekonomik yapı gibi kurumalara dayanırken, siyasetteki kapsayıcı kurumlar ise siyasal karar alma süreçlerinin çoğulcu ve katılımcı demokratik kurumlara dayanmaktadır. Buna karşılık sömürücü kurumlar, ekonomide zenginliğin sınırlı sayıda elde toplanmasına yol açacak şekilde özel mülkiyet güvenliğinin olmadığı, piyasalara girişin siyasilerin onayına tabi olduğu, rekabetin sınırlandığı bir yapı sergilemektedir. Siyasi alanda sömürücü kurumlar, siyasi rekabetin ya hiç olmadığı ya da iktidarın gerek maddi kaynaklara gerekse de medya kaynaklarına yönelik sahip olduğu avantajlı erişim nedeniyle adil olmadığı bir yapı arz eder. Siyaset bilimi literatüründe rekabetin hiç olmadığı rejimler otoriter rejim veya diktatörlük olarak isimlendirilmektedir. Seçimlerin olduğu ama rekabetin adil olmadığı rejimlere "delegeci demokrasi" veya "yarışmacı otoriteryenizm" gibi isimler verilmektedir. Bu rejimlerde siyasetçilerin hesap vermesi, siyasi çoğulculuk, basın özgürlüğü ya hiç yoktur ya da çok kısıtlıdır.

Ekonomide ve siyasetteki bu kurumlar birbirini beslemektedir. Özellikle siyasetteki sömürücü kurumlar ekonomik alanda varolan sömürücü kurumları pekiştirmektedir. Siyasi iktidarı elinde tutan kişi ve kurumlar ekonomik alanda ortaya çıkan rantı kendi çevresi içinde tutmayı sağlayacak şekilde ekonomik üretim süreçlerine müdahale etmektedir. Bu durum da ülkenin zenginlik yaratıp tabana yaymasına engeldir.

Peki bugün Türkiye'de varolan ekonomik ve siyasi kurumların niteliği nedir? Özellikle anayasa değişikliği ile getirilmesi planlanan "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" bu kurumları nasıl etkileyecektir?

İlk olarak belirtmeliyiz ki, Türkiye'de mevcut ekonomik kurumlar kapsayıcı kurumlar olmaktan uzaktır. Türkiye Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi ve Mülkiyet Hakları Endeksi'nde son yıllarda hiç de iyi bir performans sergilememektedir. Fraser Enstitüsü tarafından hazırlanan Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi'nde Türkiye 2016 yılında 159 ülke arasında 90. Sırada yer almaktadır. Yine hukuk devleti endeksinde Türkiye 2016 yılı itibarıyla değerlendirmeye alınan 113 ülke içerisinde 99. Sırada yer almaktadır. Bu veriler Türkiye'de varolan ekonomik kurumların kapsayıcı kurumlardan ziyade sömürücü kurumlara daha yakın olduğuna delalet etmektedir.

Yine siyasi ve sivil özgürlükler alanında Türkiye'nin karnesi pek iç açıcı değildir. Freedom House tarafından hazırlanan Dünya Özgürlük Endeksi'nde 2017 yılı için Türkiye'nin sivil ve siyasal özgürlük alanında ortalama notu 3,5'ten 4,5'a gerilemiştir. Bu skorlarla Türkiye, siyasi alanda özgürlükçü, çoğulcu bir yapı sergileyen kapsayıcı kurumlardan ziyade sömürücü kurumlara yakın durmaktadır.

Peki Cumhurbaşkanlığı sistemi bu durumu ne yönde etkiyecektir? En başta belirtmeliyiz ki, başkanlık sistemi prensip olarak tıpkı parlamenter sistem gibi pekala kapsayıcı siyasi kurumlara karşılık gelebilir. Denge ve denetlemenin, hesap verirliğin, adil rekabetin olduğu bir başkanlık sistemi siyasi alanda kapsayıcı bir sistem inşa eder. Nitekim ABD 'de bu özelliklere sahip bir başkanlık sistemi uygulanmış ve ABD ekonomik alanda da kapsayıcı kurumlar yaratarak büyük bir başarı öyküsüne imza atmıştır.

Ancak 16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulacak olan cumhurbaşkanlığı sistemi özellikle denge ve denetleme açısından oldukça sorunludur. Denge ve denetlemenin amacı her hangi bir siyasi güç odağının aşırı şekilde güçlenmesini engellemektir. Bu sayede siyasi çoğulculuk ve rekabet sağlanır. Siyasi çoğulculuğun ve rekabetin olduğu yerde siyasi ve ekonomik gücün halkın aleyhine kullanılması engellenir. Denge ve denetlemenin olmadığı bir durumda bunun tam tersi olacaktır. Hesap verme endişesinin olmadığı mutlak iktidar kamu kaynaklarını hoyratça kullanabilecektir.

Bir siyasi sistemde denge ve denetlemeyi sağlayabilmenin en işlevsel yolu kuvvetler ayrılığı prensini sağlamaktan geçer. Mevcut anayasa değişikliği önerisi kuvvetler ayrılığı prensibini ortadan kaldıran düzenlemeler içermektedir.

Anayasa değişiklik paketinin özellikle cumhurbaşkanının yetkilerini, seçimini ve parlamento ile olan ilişkilerini düzenleyen maddeleri siyasi sistemimizi sömürücü kurumlara daha da yakınlaştırmaktadır.

Cumhurbaşkanı'nın bakanlar kurulunu yasamanın herhangi bir onayını almaksızın atayabilmesi; Cumhurbaşkanı ve bakanların sayısını kendisinin takdir etmesi; tüm üst düzey kamu yöneticilerini parlamentonun herhangi bir onayına ihtiyaç duymaksızın atayabilmesi; temel haklar dışında kalan alanlarda kararname çıkarabilmesi yürütmeyi oldukça güçlendirmektedir. Cumhurbaşkanının parlamentoyu fesih edebilme yetkisi yürütmenin yasamayı kontrol altında tutabilmesi anlamına gelecektir. Tabii bu durum cumhurbaşkanının da seçime gitmesi anlamına gelecektir. Öte yandan, parlamentonun kendisinin ve cumhurbaşkanının seçimini yenileyebilmesi 3/5 çoğunlukla söz konusu olabilmektedir. Yani daha zorlu bir süreçtir.

Buna ilave olarak Cumhurbaşkanı partisinin genel başkanı olarak kalacaktır. Bu da cumhurbaşkanının parlamentoda kendi grubunu doğrudan kontrol edebilmesi anlamına gelecektir.

Evet, parlamenter sistemde de yürütme yasamayı kontrol edebilmektedir. Zira parlamenter sistemin mantığı buna dayanır. Ancak, yasama da yürütmeyi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile güvensizlik oyu vererek düşürebilir. Bunun ötesinde parlamenter sistemde asıl önemli husus yargının bağımsızlığıdır. Yani yasama ve yürütme arasında yumuşak bir kuvvetler ayrılığı varken yargı ile özellikle yürütme arasında sert bir kuvvetler ayrılığı bulunmaktadır.

Öte yandan anayasa değişiklik önerisi ile yargının yürütmeden bağımsızlığı büyük oranda sona erecektir. Yeni düzenlemeyle Cumhurbaşkanı Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 13 üyesinin 6'sını tek başına atayacaktır. Geri kalan 7 üye de Cumhurbaşkanı'nın etkisi altında kalabilecek olan parlamento tarafından seçilecektir. Bu durumda yürütmeyi elinde tutan Cumhurbaşkanı yargı üzerinde de büyük bir etkiye sahip olacaktır. Böylece, hesap verirliğin, siyasi çoğulculuğun ve hukukun üstünlüğünü sağlamanın en önemli aracı olan kuvvetler ayrılığı prensibi çok büyük bir darbe yiyecektir.

Sonuç olarak, Türkiye'de gerek ekonomik gerekse de siyasal alanda var olan kurumlar zenginlik ve özgürlük yaratan " kapsayıcı kurumlar"dan çok, sınırlı sayıda insan için büyük servetler ama geniş kitleler için fakirlik yaratan "sömürücü kurumlar"a daha yakındır.

16 Nisan 2017 tarihinde oylayacak olduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi siyasal alandaki kurumsal yapıyı daha kötüye götürme potansiyelini taşımaktadır. Bu değişikliğin kabul edilmesi halinde siyasal gücün tek merkezde yoğunlaşması söz konusu olabilecektir. Bunun bir sonraki adımı ekonomik olarak sömürücü kurumların tahkim edilmesidir. Bu da uzun vadede ülkemizin orta gelir tuzağına hapsolması anlamına gelecektir.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.