Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Durum Değerlendirmesi

Malum darbe girişiminin bastırılmasından sonraki gelişmeler bu menfur girişimin failleri konusunda kafa karışıklığına yol açıyor. Ben şahsen başlangıçta, bu pis işin silahlı kuvvetler içinde bir şekilde oluşmuş bir koalisyonun eseri olduğunu ve Cemaate mensup kimi subayların da bu koalisyona dahil olduğunu düşünüyordum... Resmi makam ve erkan ise bu girişimin failinin münhasıran Cemaat olduğunu söylüyorlar. Ben devlete karşı kuşkucu dünya görüşüm gereği, kendisiyle ilgili olan meselelerde devletten yapılan açıklamalara itibar etmeme eğiliminde olduğum için, bu iddiaya da inanmak istemedim.

Fakat öte yandan, sadece resmi beyanlar değil başka bazı gelişmeler de benim ilk kanaatimin yanlış olabileceğini de düşündürüyor. Bunlar arasında bana en şaşırtıcı geleni de, hiç aklımıza gelmeyecek yerlere bile Cemaatçi unsurların sızmış olduğunu düşündüren gelişmelerin varlığı. Buna, bünyesinde altı yıl çalıştığım İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin Rektörü’nün koruması da dahil ki, malum, kendisini gözaltına almaya gelen polislere ateş açacak kadar gözü karaymış. Hakikaten Cemaatin bu kadar ileri gitmiş, ağını bu kadar genişletmiş olabileceği aklıma gelmezdi.

Ayrıca, bu meselede tarafsız ve hakşinas olacaklarına güvendiğim, gözlem gücü sağlam kimi arkadaşlarımın söyledikleri de kafamın iyice karışmasına yol açtı. Mesela, Cemaate kategorik düşmanlık besleyenlerden olmadığını bildiğim bir arkadaşım, Cemaatin bu darbe girişiminin –benim sandığım gibi- koalisyon ortaklarından biri değil asıl tertipçisi olduğunu söyledi bana.

Ben her ne kadar baştan beri Cemaat sempatizanı bazı subayların bu işin içinde olduğunu tahmin ediyor idiysem de, bunun doğrudan doğruya onlar tarafından organize edilmiş bir kalkışma olduğuna pek ihtimal vermiyordum. Halâ da, adil bir soruşturma ve kovuşturma sonucunda bu iddia kanıtlanmadığı sürece, bunu kesin bir dille söylemekten kaçınmamızın –hadi hukuku bir yana bıraktık- ahlaki olarak da bir yükümlülük olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün bir Cemaati itham etmek, masum olması muhtemel pekçok insanın hayatının nahak yere karartılmasıyla sonuçlanabilir.

Bu nedenle, bu konuyla ilgili olarak bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük meselelerden biri, darbe girişimi sanıklarının adil bir şekilde yargılanmasıdır. Ve bunu, şüphelileri itirafçı olmaya zorlamak için veya vicdanların onaylamayacağı başka bir amaçla, onlara işkence veya eziyet etmeden yapmaktır.

Acaba Türkiye Cumhuriyeti bunu başarabilecek midir?... Bilmiyorum ama başarmak zorundadır; çünkü, başka türlü hakikatin ortaya çıkmasına imkan yoktur. Hakka-hukuka riayet etmeden yapılacak bir yargılamadan çıkan sonuçlar daima şüpheyle karşılanacaktır. Acaba Türkiye Cumhuriyeti bunu başarabilecek mi?..

Kaldı ki, darbe girişiminin hakkıyla soruşturulup kovuşturulması Türkiye'de sahici anlamda demokrasinin kurulabilmesi için de zorunlu bir ön şarttır.

Meselenin, benim açımdan en az bunun kadar önemli olan başka bir yanı da şudur: Eğer Cemaat hakkında bugün oluşan söz konusu izlenim gerçeğe tekabül ediyorsa, bu en hafif tabirle ürkütücü bir durumdur. “Gerçeğe tekabül ediyorsa” dememin nedeni, su-i zanda bulunmaktan kaçınmak istememdir. Mecelle’de yazdığı gibi “beraat-ı zimmet asıldır”.

Kaldı ki, çeşitli katmanlardan oluştuğu anlaşılan, nispeten heterojen ve daha önemlisi kimi eski öğrencilerimin de sempatizanı veya mensubu olduğu bir topluluk için bunları söylemek içimden gelmiyor. Evet, bu ürkütücü ihtimale inanası gelmiyor insanın ama bu ihtimal doğruysa, o zaman Cemaat sadece Cumhurbaşkanını ve AKP’lileri değil, hepimizi kandırmış demektir. Yine söylemeye dilim varmasa da söylemek zorundayım ki, doğru olması halinde Cemaatin görünen yüzüyle onun altında saklanan gerçekliğinin birbirinden tamamen farklı olması demektir bu.

Onun için, darbe soruşturması nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, çeşitli platformlarda Cemaatin görünen yüzünü temsil edenlerin bu konuda hepimize samimi ve sahici bir açıklama yapma ve hatta gerekirse özür dileme borcu var. Yoksa, şahsen ben kendimi aldatılmış hissedeceğim.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.