Bican Şahin

Başkan



Eyyy Putin!

Bu köşede daha önceki bir yazımda, İran’a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılması bağlamında kapitalist barış tezini aktarmıştım. Buna göre, İran’la geliştirilecek ekonomik ilişkiler her iki ülkenin refah düzeyini arttırmakla kalmayacak aynı zamanda Türkiye ile İran’ın arasında barışın da sürekli kılınmasına hizmet edecektir. Karşılıklı ticaret sayesinde nasıl zenginleşebileceğimizi biraz ekonomi bilen herkes kolayca kabul edecektir. Öte yandan, bu ticari ilişkinin barışa nasıl hizmet edeceğini anlamak biraz daha çaba gerektirir.

Kısaca hatırlayalım: İlk olarak, ülkelerin arasında sıkı ticari ilişkilerin olması bu ülkeleri birbirlerine karşılıklı olarak bağımlı hale getirir. Yani ticaret yaptığınız ülke sizden aldığı şeylere muhtaçtır siz de ondan aldığınız şeylere. Belki aynı şeyleri başka ülkelerden de temin edebilirsiniz ama çoğu kez bu daha pahalıya mal olacaktır. Bu maliyete katlanmak istemeyen ülkeler, ticaret yaptığı ülkelerle olan ilişkilerini iyi tutmaya çalışacaktır.

İkinci olarak, ticaret sayesinde ülkeler zenginleşecek ve bu sayede orta sınıflar genişleyecektir. Orta sınıflar, yüksek eğitimli, ılımlı ve karar alma süreçlerine katılmak isteyen bireylerden oluşmaktadır. Bu bireyler demokrasinin insan sermayesini oluşturur. Orta sınıfın gelişkin olduğu toplumlarda demokrasinin kurulup yaşatılabilme şansı daha yüksektir. “Demokratik barış tezi” adı verilen teoriye göre ülkelerde demokrasi yerleştiğinde ülkelerin birbiriyle savaşma ihtimali düşecektir. Nitekim bu tezi ileri sürenlere göre hiçbir zaman iki demokratik ülke birbiri ile sıcak savaşa girmemiş, sorunları diplomatik yollardan çözme yoluna gitmiştir.

Demek ki, karşılıklı ticaret ülkeler arasında barışın tesisine, 1- o ülkeleri birbirine bağımlı kılarak doğrudan; 2- o ülkelerde demokratik güçlerin elini güçlendirerek ve böylece savaşın çıkma ihtimalini azaltarak dolaylı olarak hizmet etmektedir.

Şimdi tüm bu anlatılanlar ışığında Türkiye ile Rusya arasında, Rus jetinin sınırımızı ihlal ettiği gerekçesi ile düşürülmesinden bu yana yaşananları değerlendirelim. Hatırlanacağı gibi, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16’nın Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Rusya çok sert tepki göstermiş, Rusya Devlet Başkanı Putin “sırtlarından bıçaklandıklarını” söylemiş ve bunun Türkiye’ye çok pahalıya mal olacağını ifade etmişti. Bunun ardından Türkiye aleyhine bir dizi ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulamaya koymuştu. Bunlar arasında Türkiye’ye seyahate yasaklama koyma ve böylece Rus turistlerin Türkiye’ye gelmesini engelleme, Rusya’da iş yapan Türkiyeli iş adamlarının lisanslarını iptal etme ve seyahat sınırlamaları getirme; Türkiye’den meyve, sebze ve diğer malların ithalatına engellemeler getirme gibi bir dizi ekonomik içerikli yaptırımlar bulunmaktaydı. Siyasi alanda da Rusya, Türkiye’nin IŞİD ile petrol ticareti yaptığına ilişkin Birleşmiş Milletler nezdinde iddialar ileri sürerek ülkeyi zor durumda bıraktı. Buna karşılık Türkiye, Rusya’ya karşı daha mutedil, ılımlı bir politika izledi. Herhangi bir yaptırım uygulama yoluna gitmedi. Ancak, özür dileme konusunda Türkiye taviz vermez bir tutum sergiledi. Cumburbaşkanı Erdoğan, özür dilemesi gerekenin Rusya olduğunu ifade etti. Bu karşılıklı restleşmeler içerisinde ticari ve siyasi ilişkiler dip seviyeye geriledi. Bu durumdan her iki ülke de çok olumsuz bir şekilde etkilendi.

Türkiye açısından ekonomik alanda en olumsuz etki turizm alanında görüldü. Bilindiği üzere, Türkiye’ye en fazla yabancı turist Rusya’dan gelmekte idi. Rusya’nın Türkiye’ye seyahate sınırlama getirmesi Türkiyeli turizm yatırımcılarını çok zor durumda bıraktı. Pek çok yatırımcı kredi borçlarını ödeyememe ve iflasın eşiğine gelme durumuyla karşı karşıya kaldı. Turizm beldelerinde yerleşik küçük esnaf darboğaza girdi. Turizm sektöründe istihdam edilen yüzbinlerce insan işsiz kaldı. Yine turizm sektörüne mal ve hizmet sunan diğer sektörler de bu durumdan olumsuz etkilendi. Ayrıca, tarım sektöründe, özellikle Rusya’ya taze sebze ve meyve ihraç eden çiftçiler çok zor durumda kaldı. Pek tabii ki, karşılıklı ticaretin bu şekilde zarar görmesinden sadece Türkiye olumsuz etkilenmedi. Zaten, petrol fiyatlarının düşmesi neticesinde büyük gelir kaybına uğrayan Rusların, Türkiye ile ticari ilişkilerin kötüye gitmesinin ardından, çarşıda, pazarda filesi çok daha pahalıya dolmaya başladı. Ekonomik alandaki bu olumsuz gelişmelere tarafların Orta Doğu’daki çıkarları da eklenince iki ülke yaşananların üzerine sünger çekip ilişkileri yeniden canlandırmak için kolları sıvadılar. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Başkanı Putin’in ifadesiyle özür de içeren, bir mektubu Putin’e yolladı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Rus mevkidaşı ile bir araya geldi. Ardından, Rusya’dan Türkiye’ye seyahat sınırlamasının kaldırıldığı haberi geldi. İlişkilerde kıştan bahara doğru hızlı bir geçiş yaşandı.

Şimdi kanımca, kapitalist barış argümanı özellikle Türkiye’nin bu süreçte verdiği tepkileri anlamakta oldukça açıklayıcı. Türkiye, doğal kaynak zengini olmayan, sattığı mal ve hizmet ile gelir elde eden bir ülke olarak, turizm ve tarım sektörleri sayesinde Rusya’dan gelecek dövize muhtaçtır. Öte yandan Rusya petrol gelirleri düşmese idi bu restleşmeyi sürdürebilecek iken gelir kaybından sonra restleşmenin maliyeti onun için de katlanılmaz boyuta ulaşmıştır.

İkinci olarak, Türkiye’de, Levitsky ve Way’in “yarışmacı otoriterizm” olarak isimlendirdiği rejime benzer, hukukun üstünlüğü ile sınırlanmamış bir demokrasi, Rusya’da ise mafyatik bir popülist rejim bulunmaktadır. Her iki rejimde de iktidara gelmek, adil rekabete dayanmayan seçimlerin kazanılmasına bağlıdır. Hiç şüphesiz Rusya’da durum daha vahimdir.

Hal böyle iken, özellikle Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan istediği Türk tipi başkanlık rejimini kurabilmek için olası bir anayasa referandumunu veya anayasayı tek başına değiştirebilecek sayıda milletvekilini elde etmek için gideceği bir erken seçimi kazanmak zorundadır. Bunun için de ekonomi cephesinde olumlu bir karne yaratmak zorundadır. Milliyetçilik kartını oynayıp, Rusya’ya meydan okumak işletmeler iflas bayrağını çekmeye başlayana kadar prim yapabilir. Ancak, ne zaman ki, turizm esnafı turist duasına çıkar, bir turist için kavgaya tutuşursa, o noktada piyasanın yaptırımı kendini net bir şekilde hissettirir. Dün ateşe verdiğiniz köprüleri bugün gururunuz da kırılarak yeniden inşa etmek durumunda kalırsınız.

Evet, Türkiye’de hali hazırda ekonomik alanda rekabetçi piyasa ekonomisi değil “yandaş kapitalizmi”, siyasi alanda da hukuk devletine dayalı liberal demokrasi değil “yarışmacı otoriteryenizm” belirtileri gösteren bir rejim hüküm sürmektedir. İdealden uzak bu durum bile, biz sıradan vatandaşlara muktedirler karşısında tutunacak bir dal, onları bizim çıkarımıza çalışmaya zorlayan bir fırsat vermektedir. İktidarda kalabilmek adına seçim kazanmak zorunda oldukları sürece siyasetçiler, ekonomik olarak rasyonel davranmak, komşularıyla savaşı değil barışı hedeflemek durumundadır. Bu çerçevede son söz; “iyi ki piyasa ve seçim sandığı var”.

 

Hepinize İyi Bayramlar…

 

 

 

Bu yazı Ankara Review'da yayınlanmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.