Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Gelecek Perspektifi

Anayasa referandumundan sonaki ilk yazımda (19 Nisan), "önümüzdeki ayların, AKP'nin hegemonyasının kırılmasıyla sonuçlanabilecek yeni siyasî oluşumlara gebe olduğunu" öngörüsünde bulunmuştum. Referandumda yüksek oranda "hayır" oyu çıkmasının siyasette yeni arayışları harekete geçireceği esasen 17 Nisan'dan beri genel bir beklenti durumundaydı. Son günlerde gerek CHP içindeki hareketlilik, gerek Abdullah Gül'ün 5 Mayısta yaptığı açıklama, gerekse Meral Akşener'in kimi siyasî temasları bu beklentiyi doğrular gibi görünmektedir.

Bununla beraber, bu hareketlilikten tutarlı bir demokratik siyasî inisiyatif çıkıp çıkmayacağını söylemek için vakit henüz erkendir. Gerçi, toplumun anayasa değişikliğine "hayır" diyen kesiminde bu yönde kuvvetli bir beklenti ve heyecan olduğu gözlenmektedir ama mesele bu potansiyelin sahici bir demokratik muhalefet için ne ölçüde mobilize edilebileceğidir. Aslına bakılırsa, duygusalllıktan arınabildiğimiz ölçüde, hâlihazırdaki şartlar altında bunun maalesef çok güçlü bir ihtimal olmadığını görmek zor değildir. Ama öte yandan, ülkemiz için sahici bir "aydınlık gelecek" perspektifine sahip isek, bunu başarmaktan başka bir çaremiz de yok gibi görünüyor.

Bu arada, böyle bir demokratik inisiyatifin Türkiye toplumunun neden acil bir ihtiyacı olduğunu  hatırlamamızda yarar var. Aralarında bu satırların yazarının da bulunduğu birçok yazar ve siyasetçi tarafından şimdiye kadar bu konuda çok şey yazılıp-söylendi. Onun için burada şu kadarını söylemek yeterli olacaktır sanırım: AKP iktidarı çoktandır Türkiye'nin rotasını özgürlükçü-demokratik yoldan saptırmakla kalmamış, daha da vahim olarak, son anayasa değişikliğiyle hem bu sapmayı derinleştirmiş hem de sapmanın telâfi edilmesi ihtimalini de zora sokmuş bulunuyor. Onun için, bu durumla ancak tutarlı ve güçlü bir demokratik irade ve programla baş edilebilir.

AKP'nin hegemonyasının kırılmasını sağlayacak yeni ve güçlü bir demokratik inisiyatifin gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğunu söyledim. Bunun bazı nedenleri var. Her şeyden önce, böyle bir hareket normal olarak "hayırcı" toplumsal tabana dayanmak durumundadır ama bu taban politik vizyonu, ideal ve özlemleri bakımından türdeş olmaktan uzaktır. Anayasa değişikliğine "hayır" oyu vermek, kendi başına, "hayır" diyenler arasında pozitif yönde bir ortak iradenin var olduğunu göstermez. Neye "hayır" demek gerektiğinde anlaşabilen insanlar, neye "evet" demek gerektiğinde aynı kolaylıkla  anlaşamayabilirler.

Evet, referandumda "hayır" oyu verenler sayısal olarak gerçekten de büyük bir kütledir, seçmenlerin hemen hemen yarısıdır, ama bunların herbirini "hayır" oyu vermeye götüren sâikler farklıdır. Hatta, bazı "hayır"cıların siyasî vizyonunun başka bazı "hayır"cılarınkiyle taban tabana zıt olduğu bile söylenebilir. Yüzde 49'luk blok içinde yer alaların bir kısmını motive edenin "demokrasi sevdası"ndan ziyade kategorik Erdoğan ve AKP karşıtlığı olduğu da bilinmedik bir şey değil. Ayrıca, bu kesim içinde siyasî vizyonu "çağdaşlık"ın kamu gücü marifetiyle topluma dayatılması olanlar da var, Türkiye'nin kendi içine kapanmasını ve etnik-kültürel bakımdan türdeşleştirilmesini özleyenler de. İlk kesim Türkü ve Kürdüyle işinde-gücündeki sıradan muhafazakârların muhtemel bir demokratik koalisyona katılmasını zorlaştırabilecekken, ikinci kesim, en başta, Kürt siyasî hareketinin bu koalisyonda yer alması gereken demokratik kanadını ürkütebilir.  

Bunları, ülkemizin geleceğine dair ümitsizlik aşılamak için dile getiriyor değilim elbette. Ama eğer Türkiye'nin gerçekten aydınlığa çıkmasını istiyorsak, gerçekçi olmak ve bu yolda ne tür zorluklarla başetmek zorunda olduğumuzu bilmek zorundayız. Yüzde 49'a yakın oyun muhtemel bir demokratik inisiyatifin kesinlikle arkasında olduğunu varsaymak yerine, çabamızı bütün farklılıklarına rağmen bu kesimin özgürlük ve demokrasi ortak amacında birleşmesini sağlamaya yoğunlaştırmalıyız. Muhtemel bir demokratik inisiyatifin gündemini ayrılıkları çoğaltacak şekilde geniş tutmaktan kaçınmak ve özgürlük ve demokrasi ortak amacıyla sınırlamak akılllıca olacaktır.

Bana göre, demokratik inisiyatif hareketinin izlemesi gereken programın ilk hedefi de 16 Nisan'da onaylanan rejim değişikliğinden geri dönüşü sağlayacak yeni bir anayasal hamle için demokratik koalisyonu genişletmeye çalışmak olmalıdır.  Bunun aksine davranmak, özellikle de "Hayır"cı bloka 2019'daki "başkan" seçimi için aday bulmaya odaklanmak AKP'nin oldu-bittisini kabullenmek ve demokrasi hedefinden vaz geçmek anlamına gelir. 

 


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.