Bican Şahin

Başkan



Hukukun Üstünlüğü ve Türkiye

İnsan haklarını koruyan genel, kesin, açık ve sıklıkla değişmeyen hukuk kurallarına bağlı bir yönetimin varlığını ifade eden “hukuk devleti” prensibi, bireysel özgürlüğün en önemli teminatıdır. Böyle bir yönetim anlayışının var olduğu bir siyasal birliktelikte keyfiliğin değil hukukun üstünlüğünden bahsedebiliriz. Hukukun üstünlüğünün tesis edilmediği bir yerde gerek sivil gerek siyasal gerekse de ekonomik özgürlükler diğer bireylerden ve/ya (daha çok) devletten gelecek tehditlere açık olacaktır. Thomas Hobbes’un terimleriyle, bir savaş haline (state of war) benzeyen böyle bir ortamda bireyler enerjilerini ve kaynaklarını nereden geleceğini bilemedikleri tehditlere karşı kendilerini savunmak için kullanacaklar, ekonomik üretkenlik ve sanatsal, entelektüel yaratıcılık baltalanacaktır.

Acaba günümüz Türkiye’si, vatandaşların hayatlarını endişeden uzak bir biçimde sürdürdüğü bir “hukuk devleti”ne mi yoksa Thomas Hobbes’un karamsar doğa haline mi karşılık gelmektedir? Kanımca, özellikle Gezi Süreci’nden bu yana şahit olduklarımız Türkiye’deki durumun gün geçtikçe Hobbescu doğa/savaş haline benzerlik gösterdiğini söylemektedir. 7 Haziran seçimi sonrasında ülkenin güneydoğusunda yeniden alevlenen terör eylemleri ve devletin bununla mücadele ederken “rutin dışına çıktığı”nı düşündürtecek terörle mücadele yöntemleri; bir Cumartesi sabahı sıcak yataklarını barış için terk edip Ankara Garı’nın önüne gelen 102 insanımızın hayatlarının ve hayallerinin bombalanması; ortada bir mahkeme kararı yokken siyasi baskıyla Gülen Hareketi’ne yakın yedi televizyon kanalının Türksat, Tivibu ve Digitürk tarafından sansürlenmesi; saygın bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin bir TV programında PKK’nın terör örgütü olmadığı yönündeki, açıkça şiddet savunusu yapmayan sözlerinden ötürü gözaltına alınması bir çırpıda aklıma gelenler. Tüm bu yaşadıklarımızdan sonra insanların böyle bir ortamda geleceğe güven içinde bakabilmeleri oldukça güçtür. İmkânı olan pek çok birey mutluluğun peşinden başka diyarlara göç etmenin planlarını yapacaktır.

Bu durumun tersine çevrilmesi, insanların geleceğe güvenle bakabilmeleri için ilk yapılması gereken bu topraklarda hukukun üstünlüğünün tesis edilmesidir. Evet, bu topraklarda hukukun üstünlüğü hiçbir dönemde gerçek anlamda var olmadı. Prof. Ergun Özbudun’un da işaret ettiği gibi, 2010 öncesi dönemde vesayet rejimi hukuku kendi devamını sağlamak üzere araçsallaştırdı. Yüksek mahkemeler, Anayasa Mahkemesi ve HSYK kapalı devre bir sistem olarak çalıştılar. 2010 Anayasa Referandumu yargı üzerindeki vesayetin kırılması açısından bir milat teşkil etti. Gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerekse de HSYK’nın yapıları daha demokratik ve temsili hale getirildi. Bunlarla hukukun üstünlüğü tesis edilmiş olmadı ancak o yönde önemli mesafe kat edildi. Nitekim bu durum gerek AB ilerleme raporlarında gerekse Venedik Komisyonu raporunda teyit edildi. Ancak mesela yargılama sırasında tutuklamanın rutin olması ve uzun tutukluluk süreleri; alakalı-alakasız pek çok kişinin davalara dâhil edilmesi gibi öteden beri gelen sorunlar 2010 sonrasında da devam etti.

Ancak, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi yönündeki olumlu gelişmeler 17-25 Aralık soruşturmaları sonrasında ters-yüz edildi. Hükümet, Gülen Cemaati tarafından kendisine yönelik bir “yargı darbesi” gerçekleştirildiğini ileri sürerek, günümüze kadar süren ve yargıyı yürütmenin etkin bir şekilde kontrolü altına sokan yasal değişiklikleri gerçekleştirdi. Bir anlamda kendisine, siyasete yönelik gayr-ı meşru müdahalede bulunulduğunu iddia ederek kendisi hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmayacak gayr-ı meşru eylemlere yöneldi. Hükümet’in, “Paralel Yapı”, “Otonom Yapı”, “Fethullaçı Terör Örgütü” (FETÖ) gibi isimlendirmelerle anılan Gülen Hareketi’ne karşı hukukun üstünlüğüne saygı çerçevesinde bir mücadele yürüttüğünü söyleyebilmek imkânsızdır. Bugün geldiğimiz noktada, Türkiye’de hukuk devleti, kimi açılardan, vesayet döneminin dahi gerisine düşmüştür.

Peki, bu kötü durumdan nasıl çıkacağız? İşte bu soruya bir cevap verebilmek üzere Türkiye’nin en saygın anayasa hukukçularından Prof. Mustafa Erdoğan Özgürlük Araştırmaları Derneği için “Hukukun Üstünlüğü ve Türkiye” konulu bir rapor hazırladı. Bu rapor Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin 2015 yılında yürüttüğü Hukuk Devleti Projesi’nin nihai ürünü olarak ortaya çıktı. Projenin ilk ayağında akademi, sivil toplum, siyaset ve yargı dünyasından yaklaşık 30 katılımcı İstanbul’da bir araya geldi. Bir gün boyunca Türkiye’de hukuk devletinin karşı karşıya kaldığı sorunlar masaya yatırıldı. Prof. Erdoğan, bu toplantıda elde edilen veriler ve medya ve yasal mevzuat taraması ile ulaşılan veriler ışığında rapora son halini verdi. Rapor, 16 Ekim 2015 Cuma günü siyaset, medya, akademi ve iş dünyasından 100 civarında davetlinin katıldığı bir konferans ile kamuoyu ile paylaşıldı. Konferansın açış konuşmasını Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nı yürüttüğü dönemde Türkiye’de hukukun üstünlüğünü savunma doğrultusunda saygıyı hak eden bir duruş sergileyen Haşim Kılıç gerçekleştirdi. Konferansın konuşmacıları arasında yine Türkiye’nin saygın hukuk profesörlerinden Ergun Özbudun, Serap Yazıcı, Mehmet Turhan, Levent Köker, Yücel Sayman ve Murat Yanık gibi akademisyenlerin yanı sıra Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Murat Arslan gibi gazeteci, akademisyen ve hukukçular yer aldı. Konferansın yabancı konuşmacıları arasında İngiltere’den London School of Economics profesörü Martin Loughlin ve ABD’den Hukuk Devleti Endeksi’nin hazırlayıcılarından Joel Martinez hazır bulundu. Özellikle Joel Martinez’in, Türkiye’nin son bir yıl içinde Endekste 59.luktan 80.liğe gerileyişine ilişkin açıklamaları katılımcıların ilgisini çekti. Konferans ve rapor medyada geniş yankı uyandırdı. Bu projenin yürütülmesi sürecinde Almanya’dan Friedrich Naumann Vakfı, ABD’den ATLAS Network ve International Republican Institute ve Türkiye’den Açık Toplum Vakfı’nın desteği alındı.

Dileğimiz, 1 Kasım seçimi sonrasında siyasette aklıselimin hâkim olması ve tüm siyasi partilerimizin ülkemizde hukukun üstünlüğünü tesis etmek üzere sağduyu ile işbirliği yapmasıdır. Böyle bir işbirliğinde ÖAD’nin “Hukukun Üstünlüğü ve Türkiye” raporu çok önemli bir yol haritası sunacaktır.

 

Dileyen okuyucularım rapora http://ozgurlukarastirmalari.com/turkiyede-hukuk-devleti-raporu adresinden ulaşabilir.

 

 

 

Bu yazı Ankara Review'da yayınlanmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.