Bican Şahin

Başkan



John Stuart Mill ve Akademisyenler Bildirisi

“Ne düşündüğünü açık ve tam olarak söyleyen her insan kamuya hizmet etmektedir. Bu insanlara, en değer verdiğimiz fikirlerimize acımasızca saldırdıkları için, müteşekkir olmalıyız.”

― John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine

 

19. yüzyıl İngiliz liberal düşünürü John Stuart Mill’in bu veciz sözünü geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım facebook sayfasında paylaştı. Tamamıyla katıldığım bu sözü Mill, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak için ifade etmişti. Mill, güçlü ifade özgürlüğü savunusunu Özgürlük Üzerine adlı meşhur eserinde temellendirmiştir. Şimdi, kısaca Mill’in ifade özgürlüğünü savunmak için ileri sürdüğü temel tezleri sizinle paylaşacağım.

 

Mill düşünce ve ifade hürriyeti lehine dört tez sunmaktadır. Buna göre, ilk olarak, hiç kimse yanılmaz değildir. Çok değer verdiğimiz, doğru olduğundan emin olduğumuz düşüncemiz pekâlâ yanlış olabilir. Karşıt bir düşünceyi susturduğumuzda gerçeği öğrenme fırsatını da yok etmiş olacağızdır. İkinci olarak, susturulan düşünce gerçekliğin bir kısmını ihtiva ediyor olabilir. Onu susturarak gerçeğin tamamını öğrenmekten kendimizi mahrum bırakmış oluruz. Üçüncü olarak, bizim düşüncemiz doğru olmakla kalmayıp gerçekliğin tamamını yansıtıyor olsa bile karşıt fikirleri susturmak yanlıştır. Farklı fikirler susturulduğunda hâkim fikri kabul edenler bu fikri neden savunduklarını anlamayacaklardır. Hâkim fikir bir önyargı vasfı kazanacaktır. İnsanlar bir zaman sonra bu fikre körü körüne bağlanmaya başlayacaklardır. Farklı fikirlere karşı kendi fikirlerini savunma zorunda olmadıklarından onun rasyonel temellerini anlayamayacak ve güçlü bir karşıt fikir ortaya çıktığında kendi fikrini savunamayacaktır. Dördüncü olarak, farklı fikirler susturulduğunda hâkim fikir bireysel davranışa yön verme doğrultusundaki gücünü ve canlılığını yitirip bir dogma halini alacaktır.

 

İşte, John S. Mill bu tezlere dayanarak yukarıdaki sözü ifade etmiştir. Ona göre, düşünce ve ifade özgürlüğü kamunun çıkarınadır. Fikirler yanlış bile olsa, onların baskı altında kalmaksızın söylenebilmesi doğrunun daha iyi anlaşabilmesine imkân sağlar.

Şimdi, Mill’in bu fikir ve ifade özgürlüğü savunusu temelinde, kendilerine “Barış için Akademisyenler İnisiyatifi” adını veren bir grup akademisyenin yayınlamış olduğu bildiri etrafında kopartılan fırtınayı nasıl yorumlamak gerekir?

 

Bilindiği gibi, geçtiğimiz günlerde bir grup akademisyen güneydoğu Anadolu’da güvenlik güçleri ve PKK militanları arasında devam eden ve sivillerin hayatlarını da çok olumsuz etkileyen çatışma haliyle ilgili olarak kendi düşüncelerini yansıtan bir bildiri yayınladılar. Hepimizin malumu olduğu üzere bu bildiriye devletin en tepesinden çok sert bir tepki geldi ve akabinde bu bildiriye imza atan akademisyenler hakkında hem yargı kuruluşları hem de mensup oldukları üniversiteler tarafından soruşturmalar başlatıldı, evlerine polis baskınları düzenlendi, kimi akademisyenlerin görevlerine son verildi. Daha da vahimi, bazı üniversitelerde imzacı akademisyenlerin kapılarına kırmızı çarpılar konulup tehdit mesajları yazıldı. Adam yaralama ve tehdit suçlarından hapiste yatmış olan Sedat Peker, “oluk oluk kan akıtacağız ve akan kanınızda duş alacağız” diyerek akademisyenleri açıktan tehdit etti.

 

Akademisyenlerin bildirisi temel olarak iki açıdan eleştirildi. Birincisi, bildiri devlet güçlerinin bölge halklarına yönelik sistematik katliam ve zorunlu göç uyguladığını söylemekteydi. İkinci olarak, bildiri PKK şiddetini görmezden gelmekle ve eksik olmakla eleştirildi. Kanımca, bu iki eleştiriden ikincisi tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açıktır. Bildiri bu haliyle, PKK’nın şiddet çılgınlığını görmezden gelmekte, devlet güçlerinin uyguladığını ileri sürdüğü hukuk dışı eylemleri mahkûm ederken PKK’yı atlamaktadır. Bu, en azından, hakkaniyetsiz ve tarafgir bir yaklaşımdır.

 

Birinci eleştiri noktasının haklılığı ise bu kadar açık değildir. Kamuoyuna yansıdığı üzere güneydoğu Anadolu’da, PKK’nın gayr-ı meşru olarak fiili yönetim ilanıyla mücadele doğrultusunda kimi ilçelerde bir ayı aşan süreyle sokağa çıkma yasakları uygulanmaktadır. Bu ortamda güvenlik güçleri ile PKK militanları arasında ağır çatışmalar yaşanmaktadır. Gidebilen insanlar gitmiş, yaşlılar, kimsesizler ve gidecek bir yeri olmayanlar geride kalmış, şehirler “gidemeyenlerin şehirleri” haline gelmiştir. Gazetelere yansıdığı şekliyle kimi yaşlı insanları güvenlik kuvvetleri açlıktan ölmekten son anda kurtarmıştır. Çatışmalar sırasında pek çok sivil hayatını kaybetmiştir. Bölgede insani açıdan çok büyük bir trajedi yaşanmaktadır. Akademisyenlerin bu trajedi karşısında vicdani olarak sorumluluk alıp harekete geçmeleri takdir edilmelidir. Ancak, akademisyenlerin kurdukları cümleler, “kıyım”, “katliam” gibi çok büyük iddiaları içermektedir ve bunun sağlam delillerle desteklenmesi gerekir. Maalesef, bugün itibarıyla bölgeden sağlıklı bilgi alma imkânımız çok kısıtlıdır. Medya üzerindeki baskılar herkesin malumudur ve böyle bir ortamda basına yansıyan pek çok habere şüpheyle yaklaşmak gerekir. Hükümet’in bu iddiaları boşa çıkarmak üzere, bölgeye tarafsız gözlemciler davet etmesi ve terörle mücadeleyi hukuk içerisinde gerçekleştirdiğini tüm dünyaya göstermesi çok yerinde olur. Aynı zamanda, terörle mücadele sırasında hukukun dışına çıkan güvenlik görevlileri hakkında da yasal işlemler yapılmalıdır. Türkiye eğer Hükümetin iddia ettiği gibi bir “ileri demokrasi” ise bunun başka yolu yoktur.

 

Sonuç olarak, kanımca, bu akademisyenlerin bildirisi kesin olarak eksiktir ve iddialarında da yanılıyor olmaları ihtimali bulunmaktadır. Ancak, bu bildiri şiddeti övmemekte, kimseyi suça teşvik etmemekte, barışın tesis edilmesini amaçlamaktadır. Bu itibarla, John S. Mill’in ifade özgürlüğü şemsiyesi altına pekâlâ girebilmelidir. Bu kişiler haklı ise gerçekleri öğrenmiş oluruz; kısmen haklı ise gerçeği tamamıyla öğrenmiş oluruz; yok haksız iseler bu durumda devletin terörle mücadeleyi meşru zeminde yürüttüğünden emin oluruz. Kısacası, Mill’in dediği gibi, “Bu insanlara, en değer verdiğimiz fikirlerimize acımasızca saldırdıkları için, müteşekkir olmalıyız.”


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.