Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



"Liberal İslam" hâlâ mümkün mü?

Bundan 21 yıl önce İslâmın liberalizmle bağdaşıp bağdaşmayacağını tartışan bir makale kaleme almıştım. “İslam ve Liberalizm” başlıklı o denemede bu soruya, mealen, “İslamın liberalizmle bağdaşan bir yorumunun hem mümkün olduğu, hem de bu yorumun aksini ileri süren görüşlerden daha sağlam olduğu” cevabını vermiştim. Biliyorum, Türkiye’nin bugünkü şartlarında böyle bir bağdaşmadan söz etmek birçoğumuza acı bir şaka gibi gelebilir ama söylemeliyim ki ben bugün de halâ aynı görüşteyim: İslâmın muhtemelen en doğru yorumu liberal kurumlarla bağdaşabilir bir yorumudur.

Liberal İslâmın mümkün olduğu tezi, Leonard Binder’ın belirttiği gibi, iki şekilde gerekçelendirilebilir. İlk olarak, denebilir ki, şûra kurumu hariç tutulursa, Kur’an Müslümanların siyasal örgütlenmesinin nasıl olması gerektiği konusunda sessiz kaldığı için, Müslümanlar kendi siyasal kurumlarını liberal-demokratik bir sistemle bağdaşacak şekilde seçmekte özgürdürler. Bu makul bir yorum olmakla beraber, ben daha da ileri giderek, liberal siyasî kurumların çoğunun doğrudan doğruya şer’i kaynaklara dayanarak da temellendirilebileceği kanaatindeyim.[1]

Şu var ki, “Liberal İslâm”ın mümkün olup olmadığı sorununu “İslamcılık” hakkındaki gözlem ve yargılarımızdan ayrı düşünmeliyiz. Ben burada İslâmcılıktan değil İslâm dininden söz ediyorum. Başlı başına siyasî bir ideoloji olarak İslamcılık elbette liberal bir toplumsal-siyasal tasavvurla bağdaşmaz. Buna karşılık dindar bir Müslümanın siyaseten liberal olmasına doktriner ve pratik bir engel yoktur.  Nasıl ki dindar bir sosyalist olabilir ve vardır, aynı şekilde dindar bir liberal de olabilir ve az da olsa vardır. “Liberal Müslüman”dan kastım ise, liberal-demokratik toplumun değer ve kurumlarıyla uzlaşmış olan, kendisini bu toplumun çoğulcu, çeşitlilik içeren yapısının meşru bir unsuru olarak gören Müslüman kişidir.

Belirtmem gerekir ki, ben burada İslâm-liberalizm özdeşliği gibi bir şeyden söz etmiyorum. Benim sözünü ettiğim bağdaşma nispî bir bağdaşmadır ve ancak liberalizmin felsefî (Rawls’un terimiyle: “kapsayıcı”) değil de “siyasî” bir doktrin olarak alınması halinde mümkündür. Yine de, kavramsal düzeyde yapılan analitik ayrıştırmalar hiç bir zaman olgularla birebir örtüşmez. Onun için, hukukun üstünlüğü, temel haklar, yönetimin yönetilenlerin rızasına dayanması, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı gibi siyasal kurumlar düzeyinde olmasa da, başka bazı temel değerler bakımından dindarlıkla liberalliğin aynı zamanda potansiyel bir gerilim içinde olduğunu da gözardı edemeyiz.

İslâm dini ile liberalizm arasındaki bu çatışma potansiyelini büsbütün ortada kaldırmak değilse de azaltmak mümkündür. Ancak bu her iki tarafın da tezlerinde daha az iddialı olmalarını gerektirmektedir. En başta, dindarların ideolojik olarak tarafsız ve çoğulcu bir sosyo-politik yapıyla uyuşabilmeleri için, liberal-demokrat devletin genel çoğulcu yapısı içinde, cemaatçi ve bireysel özerklikle bağdaşmayan pratiklere de bir ölçüde alan açmayı kabullenmesi gerekebilir. Buna karşılık dindarların da vicdan özgürlüğüne dayalı bir hoşgörü anlayışını kabul etmeleri kesin bir gereklilik olarak görünmektedir. Sonuç olarak, İslâmla liberalizm arasında başta sözünü ettiğim uzlaşma, son derece gevşek bir liberal siyasal birlik içinde çoğulcu bir yapıyı zorunlu kılmaktadır.

Şimdi, ana referansı İslâm olan AKP’nin 15 yıldır iktidarda olduğu Türkiye’nin durumuna gelince, önce şunu belirtmek gerek: Baştan beri sözünü ettiğim “Liberal İslâm” ihtimali  ancak İslâmın liberal-demokratik sistemin çoğulcu yapısının bir unsuru olması halinde sözkonusu olabilir. Buna karşılık, “liberal” bile olsa İslâmın bir siyasî rejimi tek başına kontrol etmesi durumunda, yukarıda işaret ettiğim gerilim potansiyeli ve ayrıca belki Türkiye’ye özgü başka nedenler yüzünden, sistemin liberal karakterini koruması hiç de kolay değildir.

AKP elbette “liberal İslâm”ı temsil etmiyor ama kuruluşu esnasında ve iktidarının ilk yıllarında liberal siyasî ilkeler ve kurumların bir kısmını savunuyor görünüyordu; onun için, büyük bir hayal kırıklığı olan AKP tecrübesi bu bakımdan büsbütün anlamsız olmasa gerektir. Yine de mesele, AKP’nin başarısızlığının ne ölçüde İslâma veya onun İslâm yorumuna bağlanabileceğidir.  Çünkü, bu durum “iktidar yozlaştırır” evrensel gerçeğiyle ilgili olabileceği gibi, Türkiye’nin devlet geleneğiyle ve sosyo-kültürel yapısıyla da ilgili olabilir.

Sonuç olarak, AKP tecrübesi “liberal İslâm” tezinin gerçekçiliği konusunda kesin bir yargıya varmak için uygun olmasa da, Türkiye’nin bugünkü şartları yakın vadede “liberal” İslâm ihtimalini ortadan kaldırmış gibidir. Buna karşılık, öyle sanıyorum ki, “liberal Müslüman” bireyler az yada çok ama her zaman var olacaktır.

[1] Bu konuda bkz. Mustafa Erdoğan, “İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış”, Liberal Düşünce, No. 4, Güz 1996, ss. 7-21. Bu deneme Liberal Toplum Liberal Siyaset(Ankara: Siyasal Kitabevi, 1998), içinde yeniden basıldı (ss. 163-86)

---

Bu yazının aslı ortaksoz.com'dan alınmıştır


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.