Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



LİBERAL TOPLUM LİBERAL SİYASET

“Liberal Toplum Liberal Siyaset” benim 1992 yılı sonunda çıkan ilk kitabımın adıdır. O tarih itibariyle kafamdaki liberal tasavvurun sembolik bir anlatımı olan bu ibare bugün bana halâ anlamlı geliyor. Kitabın adının da çağrıştırdığı gibi, bunlar her ne kadar birbirinden büsbütün ayrı düşünülemezse de, liberalizm aslında hem bir toplum tasavvuru içerir hem de bir siyaset tasavvuru. Bu yazıda liberal bir tasavvurun sözkonusu iki unsurunu ana hatlarıyla yeniden ele almak istiyorum.

Liberal Toplum

Liberal toplum tasavvurunu tanımlamanın bir yolu, Ferdinand Tönnies’in 19. yüzyılın sonuna doğru cemaat ile cemiyet arasında yaptığı ünlü kavramsal ayrıma başvurmaktır. Bu anlamda liberal toplum bir cemaat değil cemiyettir. Hatırlanacağı gibi, Tönnies’e göre “cemaat” (gemeinschaft, community) samimiyetin, duygudaşlığın ve dayanışmanın karakterize ettiği daimî bir organizma ve kapalı bir gruptur. Cemaat hayatında bireyselliğe yer yoktur. Cemaat hayatı ortak anlayış ve değerlere ve bunların muhafazasına dayanır: iyiler de kötüler de, dost da düşman da ortaktır. Cemaat, mensuplarından adanma talep eden, duygusal olarak tahkim edilmiş bir lidere ihtiyaç duyar.

Buna karşılık cemiyet (gessellchaft, association, society) bireysellik ve mahremiyete, buna bağlı olarak da hayatın özel ve kamusal alanları arasında bir ayrıma dayanır. Cemiyet kişisel ilgiler ve çıkarlar temelinde birbirleriyle etkileşim halinde olan özerk bireyler arasında gönüllülük temelinde oluşan bir işbirliği girişimidir.  Cemiyeti bir arada tutan ortak çıkarlar ve ortak kurallardır. Cemaatin hiyerarşik yapısına karşılık cemiyet yatay ilişkilere dayanır.

Bu ayrıma göre, liberal toplum elbette cemaatçi değil, cemiyetçi bir düzendir. Ayrıca liberal toplum giriş-çıkışların serbest olduğu ve başka toplumlarla daimî bir etkileşim halinde olan açık bir düzendir. Belirtmek gerekir ki, burada “düzen” kavramıyla kastedilen -Hayekçi terimlerle ifade edersek- bir organizasyon düzeni değil kendiliğinden oluşan düzendir. Aslında, dil, hukuk, piyasalar gibi bellibaşlı toplumsal kurumların her biri kendiliğinden düzen örnekleridir.

Kendiliğinden düzenlerin işleyişini akıl yoluyla anlayabilirsek de aynı yoldan bunları kurgulamak mümkün değildir. Liberal toplum açık bilinçli olarak kurgulanıp yaratılan değil, oluşan bir düzendir. Çünkü, liberal toplum, bir plana göre akılcı yoldan kurgulanmış organizasyon düzenlerinden farklı olarak, farklı amaçlar güden birçok farklı iradenin koordineli etkileşiminden kendiliğinden doğan bir oluşumdur. Klasik liberalizmin yaygın formülünde ifadesini bulduğu gibi, toplumsal düzen “insan eyleminin sonucu olmakla beraber, insan tasarımının ürünü değildir”. Organizasyon düzenleri ile kendiliğinden düzenler arasındaki temel farklardan biri, ilkinin ortak bir pozitif amaçlar hiyerarşisine dayanmasıdır. Oysa, kendiliğinden düzende amaç, değer ve idealleri farklı farklı olan kişi ve gruplar bu farklılıkları içinde ve ortak kurallar çerçevesinde bir arada yaşarlar; onlara belli bir amaçlar hiyerarşisi, dünya görüşü ve hayat tarzı dayatılmaz.

Aynı nedenle, liberal toplum çoğulcu bir toplumdur. Liberal tasavvur bağlamında çoğulculuk iki anlama gelir. Liberal toplum bir önceki paragrafın sonunda işaret edildiği şekilde, ahlâkî ve kültürel anlamda çoğulcudur. Çünkü, liberalizmin toplumsal-siyasal tasavvurunda “hak” iyi”den önce gelir. Yani, herkes kendi “iyi” anlayışına göre hayatını düzenleme hakkına sahip olduğundan, genel bir “iyi” anlayışını bütün bir topuma dayatmaya devletin hakkı yoktur. Böylece, herkes hayatını kendince doğru olan felsefî ve ahlâkî anlayışa göre yaşayabilir; kimseye belli bir din,  dünya görüşü, felsefe veya hayat tarzı dayatılmaz. Bunun bir sonucu olarak, liberal toplum kültürel bakımdan da çoğulcudur; dil, din, etnisite bakımından farklı olan kişi ve grupların çeşitliliğini yaşatır. Bu çeşitlilik kültürel tercih ve pratikleri bakımından illiberal olan gruplar yanında, -kendisi bir cemiyet olsa da- cemaat tipi örgütlenmeleri de içerebilir.

Liberal toplum özgürlüğe dayalı bir gönüllü beraberlik formudur. Ancak bu tasavvurda “beraberlik”ten anlaşılması gereken sıkı bir birlik -yani birbirine kenetlenmiş, yekvücut olmuş, türdeş bir bütün- değildir. Liberal toplum asgari düzeydeki ve ağırlıklı olarak prosedürel olan ortak normlarda buluşan kişi ve grupların gevşek bir birliğidir. Kukathas’ın metaforik anlatımıyla, liberal toplum bir “özgür takımadaları”dır ve bu özelliği itibariyle modern devletlerin türdeş-cemaatçi “ulus”larından çok farklıdır.

Liberal Siyaset

Liberal siyasetin başlıca referansları özgürlük, adalet ve barıştır ve dolayısıyla öngördüğü devlet te esas itibariyle negatif olarak tanımlanabilir. Liberal siyasetin hedefi herkesin özgürlük ve güvenliğini sağlamak, herkesin haklarını ve hak ettiklerini tanımak ve korumak, farklı varoluşların barış içinde bir arada yaşamalarını garanti etmektir. Liberal siyasetin amaçları arasında -adaletin gereği olarak, kendi kusuru olmaksızın dara düşenleri, engellileri ve bakıma muhtaç kimsesizleri desteklemek dışında- belirli kişi veya grupları özel olarak kayırmak veya onlara avantaj sağlamak yoktur. Liberal devlet, geçmişteki haksızlıkları telâfi etmek için geçici bir tedbir olma durumu hariç, toplum içindeki herhangi bir grubun –çoğunluk dahil- kültürünü desteklemez. 

Liberal toplumun siyaseti dünya görüşü ve ideoloji olarak olabildiğince tarafsızdır; onun için, toplumu oluşturan kişi ve gruplara hakikat dayatmak; doğru din, inanç ve kanaat buyurmak;  grup ve toplulukların iç düzenini tayin etmeye çalışmak gibi amaçlar gütmez. Liberal toplum, ortak genel yönetimin sınırlı hukukunu mahfuz tutmak ve insan haklarına riayeti genel olarak garanti etmek şartıyla, hukuk çoğulculuğuna da izin verir. Liberal çoğulculuk, ayrıca, her bireyin gruptan ayrılma hakkını (“çıkış hakkı”) garanti eder. Liberal siyaset toplumda cebir kullanımını mümkün olan en az düzeye indirmeyi amaçlar. İnsanların mal-mülklerine, geçim araçlarına el koymaz; kişilerin iktisadî etkinliklerini planlamaya çalışmaz ve onların çalışma ve iş kurma tercihlerine müdahale etmez. Liberal siyaset asgarî düzeydeki ve karmaşık olmayan bir vergi düzeninin sevk ve idaresi ile özel yoldan üretilmeyen ortak ihtiyaçların karşılanmasının gerektirdiği ölçünün dışında, bir kamu ekonomisi sektörü yaratmaya çalışmaz. Bunun, refahın genel olarak artmasının da önşartı olduğunun bilincindedir.

Liberal siyaset, bu amaç ve etkinliklerle tutarlı olarak, devletin gücün tek bir merkezde toplanmasını önleyecek şekilde organize olmasını gerektirir. Bu ise bir yandan temel siyasî işlevleri (kural koyma/yasama, kurallara uygun olarak kamu işlerini çekip çevirme/yürütme, uyuşmazlıkları adil bir şekilde çözme/yargı) yerine getirecek organların işlevsel ve kurumsal olarak ayrılmasını gerektirir. Bu, yaygın olarak “kuvvetler ayrılığı” denen şeydir. Güç temerküzünü önleme amacı, öbür yandan, temel siyasî işlevlerin dikey olarak da bölüştürülmesini zorunlu kılar. Bu adem-i merkeziyetçi modelde, merkezî hükümetin her üç işlevle ilgili yetkisi de asgarî boyuttaki ortak faaliyetlerin gerektirdiği kadarıyla sınırlıdır. Buna karşılık asıl yetkili olanlar kendi işlerini kendi özgür iradeleriyle karara bağlayacak, yürütecek ve yargılayacak olan yerel birimlerdir.

Liberal siyaset genel kurallara dayalı yönetimi –“hukuk çerçevesinde yönetim”- şart koşar ve yönetimde keyfiliği reddeder. Liberal siyasette kişiler değil, ilkeler/kurallar, kurumlar ve prosedürler esastır. Liberal hukuk toplumda adaletin korunmasına hizmet eder. Dolayısıyla, “kuvvetler ayrılığı” gibi, “hukukun üstünlüğü” de liberal siyasetin vazgeçilmez esaslarıdır. Hukukun üstünlüğü kişilerin geleceği öngörebilmelerine ve hukukî güvenlik altında kendi iş ve işlemlerini planlayıp icra edebilmelerine imkân vermenin yanı sıra, devletin yüceltilmesini ve devlet-odaklı siyaset anlayışını da reddeder. Gerek kuvvetler ayrılığı gerekse (adil bir) hukukun üstünlüğü ilkeleri, ayrıca, mahkemelerin yasama ve yürütmeden bağımsız ve güvenceli olmalarını gerektirir. Bağımsız ve güvenceli yargı hem iktidardakilerin frenlenmesi hem de daha genel olarak toplumda adaletin sağlanması bakımından hayatî önemi haizdir.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.