Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Olağanüstü Hal ve Anayasa Değişikliği

Bu yazıda, olağanüstü yönetim altında anayasa değişikliği yapılması sorununu ele almak sitiyorum. Bizim anayasamız değilse de, bazı anayasalar savaş haline mahsus olmak üzere, başka bazı anayasalar ise ayrıca olağanüstü hallerde de anayasa değişikliği yapılamayacağını hükme bağlamışlardır. Bu gibi anayasal tercihlerin makul, anlaşılabilir nedenleri vardır. En başta, gerek savaş hali gerekse olağanüstü haller bir toplumun hayatında istisnaî durumlardır, istisnai şartlara cevaptırlar; dolayısıyla, bu şartlar kalıcı bir (anayasal) düzenin gereklerinin takdirini zorlaştırır. Hatta şartların baskısı altında kişilerde normaldışılığı olağanlaştırma eğilimi bile ortaya çıkabilir.


Savaş halinde insanlar uzak-görüşlü düşünmelerini engelleyen acil bir sorunun baskısı altındadırlar. Savaşın bir an önce sona ermesi ve "zafer"le sona ermesi dileği çoğu insana hak ve özgürlükleri için kaygılanmayı unutturur. Böyle dönemlerde kişilerin ihtiyaçları ve değer sıralamaları değişir. Çoğu insan özgürlük ve hakları için kaygılanmak yerine hayatta kalmayı ve güvenliği dert edinir, meselelere hak-eksenli olmaktan çok ödev-eksenli bakma eğilimine girer. Sadece özgürlük değil, adalet ve refah gibi diğer kamusal amaçlar da çoğu kimsenin aklına ya gelmez ya da onlara önemsiz görünür.


Dahası, savaşta olmak kimi durumlarda ülkenin yabancı işgalinde veya kontrolü altında olması demektir. Tabiatıyla, böyle bir durumda toplum kendi anayasasına ve temel siyasî kurumlarına özgür bir şekilde karar veremez. Nihayet, savaş aynı zamanda seferberlik ve sıkıyönetim demektir. Seferberlik hali ve sıkıyönetim temel hak ve özgürlüklerin hem daha fazla sınırlandığı, hem de pek çok hak ve özgürlüğün askıya alındığı anlamına gelir. Çoğu hak fiilen kullanılamaz. Oysa ister baştanbaşa yeni bir anayasa yapmak isterse anayasayı kısmen değiştirmek olsun, her ikisinin de tam bir özgürlükler ortamına ihtiyaç gösterir. Çünkü, içinde yaşayacakları toplumsal-siyasal yapının, kurulacak veya yenilenecek olan siyasî birliğin hangi esaslara dayanması gerektiği üstünde yurttaşların birbirleriyle konuşabilmeleri, müzakere edebilmeleri, tartışabilmeleri gerekir. 


Savaş halinde anayasa yapılmasını veya anayasanın değiştirilmesini uygunsuz kılan nedenlerin çoğu olağanüstü haller için de geçerlidir. Olağanüstü hallerde de, belki daha düşük derecede olmak üzere, düzen ve otoritenin (yeniden) tesisinin en temel ortak ihtiyaç olduğu düşüncesiyle, insanlar güvenliği özgürlüğe tercih etmeye meylederler. Bu zamanlarda "teröristler"i, "hainler"i, "darbeciler"i, kısaca "iç düşman"ı alt etme isteği ilkesel düşünmeye ağır basar ve bu da iktidarın baskıcı önerilerini hoşgörme eğilimi yaratır. Bu şartlar atında kişilerin anayasayı kalıcı ve ilkesel bir düzenleme olarak düşünmeleri zordur; bireysel tercihler büyük ölçüde o an içinde bulunulan psikolojinin, olağanüstülüğün zorunluluklarının ve tek yanlı devlet propogandasının etkisi altında şekillenir.  


Olağanüstü hallerde sadece iktidar sahiplerinin değil toplumun da büyükçe bir bölümünün gözünde muhalefet ve eleştiri meşruluğunu yitirir, en azından gaflet ama daha çok da ihanet olarak görülür. Keza, bu dönemlerde öne çıkan "kitle ruhu", özellikle de anayasal tercihler sözkonusu olduğunda çok ihtiyacımız olan soğukkanlı düşünmeyi bloke eder.

Nihayet daha basit, herkesin kolayca anlayabileceği bir neden daha var: Olağanüstü rejim esas olarak hak ve özgürlüklerin askıya alınması veya durdurulması demek olduğu için, bir anayasa değişikliğinin gündemde olduğu sırada en fazla ihtiyaç duyulan ifade, basın, toplanma ve örgütenme özgürlükleri yurttaşlar tarafından kullanılamaz veya yeterince kullanılanamaz durumdadır. İletişim ve kamu işlerinin gidişatı hakkında bilgi edinme olanaklarının son derece sınırlı olduğu şartlar altında yurttaşlar anayasa değişikliği hakkındaki tercihlerini bilgi temelli olarak, "aydınlanmış" bir zeminde oluşturamazlar. 


Anayasa değişikliği için referanduma hazırlandığımız şu günlerde bu sakıncaların hepsi, hatta daha fazlası maalesef ülkemizde varittir. Bakalım, Türkiye yurttaşları olarak, içinde bulunduğumuz elverişsiz şartlara rağmen bu belâyı def edebilecek miyiz?...


(Ortak Söz, 8 Mart 2017)


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.