Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Parlamento Susar Mı?

Bugünlerde iktidar partisi, yedeğine aldığı MHP'nin de yardımıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünü değiştirmeye çalışıyor. Anamuhalefet partisini süreçten dışlamaya çalışmasına ve acele etmesine bakılırsa, "yangından mal kaçırılıyor." 

Demek ki, "zamanın ruhu"na uygun bir girişimle daha karşı karşıyayız.

Kendi iddialarına bakılırsa, Meclisin daha "etkin ve verimli" çalışmasını sağlamak istiyorlar. Ama besbelli ki, bu iddia bir kandırmacadan ibaret. Bu girişimin gerçek amacını anlamak hiç de zor değil: Muhalelefetin sesini kısmak. Yasama ve denetim sürecine muhalefetin katılımını önlemek. .

"Muhalefet"ten kastın ne olduğu da belli: CHP. Sadece CHP, çünkü MHP iktidar partisine yamanmış durumda, yani o artık gerçek anlamda bir  muhalefet partisi değil (Artık "parti"mi, o da belli değil ya). HDP dersen, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve yöneticilerinin hapse atılması yoluyla, o da zaten safdışı edilmiş durumda.

Meşhur sözde ne deniyordu: "İktidar her rejimde vardır, muhalefet ise sadece demokrasilerde…" Yani, muhalefet demokratik bir siyasal sistemin meşru bir unsurudur. Yoksa, tabiî ki demokratik olmayan rejimlerde de muhalifler vardır, ama onlar sistemin meşru bir unsuru değil, "rejim düşmanı" veya "hain"dirler.

Ne dersiniz, bugün Türkiye muhalefetin düşman veya hain sayılma eşiğini mi zorluyor?...

Bir de şöyle bakalım: TBMM resmen Türkiye Cumhuriyeti'nin yasama organıdır ama daha geniş bir perspektiften, demokrasi perspektifinden bakıldığında o Türkiye'nin "parlamento"sudur. Parlamento nedir? "Konuşulan yer". Neyin konuşulduğu yer? Kamusal sorunların… Peki parlamenterler hangi sıfatla bunu yapabiliyorlar? Halkın temsilcileri olmak sıfatıyla…

Öyleyse, parlamento, milletin meselelerinin milletin temsilcileri tarafından özgürce konuşulduğu, tartışıldığı, müzakere edildiği platform demektir. Parlamentoda özgür tartışma hem kanunların yapılmasında, hem hükümetin denetlenmesinde, hem de halkın gündeminin ve "kamuoyu"nun Meclise taşınmasında geçerlidir. Seçilmiş bir meclis kamusal sorunları serbestçe, hiçbir baskı hissetmeden tartışamıyorsa, o ne yasama işlevini hakkıyla yerine getirebilir, ne de halkın/milletin sahici temsilcisi ve sadık bir sözcüsü olabilir.

İktidar cenahının Meclis İçtüzüğünü değiştirme girişimine bu perspektiften bakıldığında, yapılmak istenen şeyin aslında TBMilletM'yi ülke sorunlarının özgürce tartışıldığı yer olmaktan, yani "Millet(in) Meclisi" olmaktan çıkarmak olduğu açıktır. Öyle ya, "millet"in temsilcilerinin bir kısmının hapse atıldığı, geri kalanların bir kısmının konuşma hakkından "Reis" lehine feragat ettiği (veya buna mecbur bırakıldığı), diğer bir kısmının (muhalefetin) ise konuşmasının İçtüzükle engellendiği yerde kim neyi tartışacak, müzakere edecek?...

Parlamento susar mı?...

Susan, suskun bir parlamento olur mu?...

Suskun bir meclis, bağımsız bir karar organı olamayan bir meclis demokratik rejimdeki anlamında "parlamento" olamaz. Böyle bir meclis ne terimin çağrışımlarına uygun doğru anlamda "kanun"lar yapabilir, ne de bu "kanunlar" kamuoyunu temsil eder veya yansıtır. Böyle bir meclisin millet adına devlet aygıtının işleyişini denetleyebilmesi de ihtimal dışıdır.

"Parlamento" ol(a)mayan bu tür  meclislere otoriter rejimlerde rastlanır ki oralarda bunlar egemen iradenin sözünden çıkamayan birer uydu konumundadırlar.

Bugün Türkiye'de TBMM hızla böyle bir konuma doğru sürüklenmektedir. Yasama organının içine sokulmak istendiği bu durumu muhalefetin meşru sayılmadığına ilişkin yukarıdaki gözlemle birleştirdiğimizde, karşımıza çıkan manzara, maalesef, medenî dünyanın standartlarının çok uzağına düşen bir ülke manzarasıdır.

Eminim pek çok okuyucu içinden "Türkiye bunu hak etmiyor", "biz bunu haketmiyoruz" diyordur. Öyleyse mesele, neyi hak ettiğimizi düşünüyorsak onu elde etmek yolunda gerekli demokratik iradeyi gösterebilmekte… 


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.