Bican Şahin

Başkan



Payitaht Abdülhamid, Adam Smith ve Türkiye

Payitaht Abdülhamid, Adam Smith ve Türkiye

TRT’de yayınlanan “Payitaht Abdülhamid” adlı dizinin bir sahnesinde Osmanlı’nın kuyusunu kazan, kötülüğünü isteyen Batılıların uşağı, kuklası ve bu anlamda “hain” olarak sunulan Damat Mahmud Paşa, Adam Smith’in The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) başlıklı klasik eserini okurken gösterilmektedir. Kanımca bu sahnenin önemli bir sembolik anlamı bulunmakta. Bu sahnenin arka planında yatan mesaj, emperyalist Batı’nın ideolojisinin liberalizm olduğu ve bu ideolojinin yerli temsilcilerinin de Batı’nın işbirlikçileri, ülkemizin kötülüğünü isteyen “hainler” olduğudur. Tabii, verilmek istenen bu mesajın büyük bir cehaletin ürünü değilse büyük bir çarpıtmanın ürünü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Evet, Adam Smith’in, liberalizmin özellikle iktisadi felsefesini şekillendiren bir öncü olduğu doğrudur. Ancak, liberalizmin emperyalizm ile aynı şey olduğu kabulü yanlıştır. Emperyalizm, başka milletlerin maddi ve beşeri kaynaklarının silah zoru ile veya tehdit ve manipülasyonlar ile sömürülmesi demektir. Aşağıda ortaya koymaya çalışacağım üzere Adam Smith’in de önemli bir temsilcisi olduğu liberal ekonomi anlayışı tam da bu düşüncenin karşısında yer almaktadır.

Smith’in 1776 tarihli The Wealth of Nations adlı eseri milletlerin, tarih boyunca insanlığın en büyük düşmanlarından olan “yoksulluk” belasını nasıl yenebileceğini araştırmaktadır. Ona göre zenginliğin kaynağı “işbölümü”nde yatmaktadır. Smith, işbölümünün emeğin yetkinliğini ve üretim kapasitesini kat be kat arttırdığını söylemektedir. Bir birey her şeyi tek başına yapmak yerine bir işte uzmanlaşıp diğer işlerde başka kişilerin uzmanlığına başvurduğunda, üretim kapasitesi ve dolayısıyla yaşam standardı muazzam ölçüde artmaktadır. Smith, bu basit ama çoğu kez göz ardı edilen olguyu meşhur “iğne fabrikası” gözlemi ile açıklar. Ziyaret ettiği iğne fabrikasında Smith, işçilerin her birinin iğnenin bir parçasını yaptığını ifade eder. Buna göre, bir işçi teli gererken bir diğeri onu kesmekte bir diğeri ucunu sivriltmekte bir diğeri de başını yuvarlatmaktadır. Bu işbölümü sayesinde her bir işçinin tek başına üretebileceği iğne sayısından çok daha fazlası üretilebilmektedir.

Smith’e göre, insanlar doğal olarak kendi durumlarını iyileştirme arayışındadır. İnsanlar bir taraftan kendilerinin ve yakınlarının çıkarlarını düşünme eğiliminde iken bir taraftan da sahip oldukları empati yeteneği sayesinde kendilerini başkalarının pozisyonuna koyup onların yaşadıklarını hissedebilmektedir.  Tüm bireyler kendilerinin ve yakınlarının durumlarını iyileştirmek için çaba harcarken, onların bu çabaları, adeta “görünmez bir el” aracılığı ile tüm toplumun çıkarlarına hizmet edecek sonuçlara yöneltilir. Smith’e göre, eğer bireyler toplumun çıkarını geliştirmek doğrultusunda niyet ederek eylemde bulunmuş olsalardı muhtemelen o kadar olumlu sonuçlar yaratamazdı. Smith, bizim masamızdaki ekmeği, eti ve diğer yiyecekleri, fırıncının, kasabın ve manavın bizi sevmelerine değil kendi çıkarlarına bağlılıklarına borçlu olduğumuzu belirtir. Bu kişilerin her biri, kendi yaşam koşullarını geliştirmek için tüm gayretleri ile çalışırken aynı zaman da bizim de ihtiyaçlarımızı karşılamamızı sağlarlar. İşte bu iğne fabrikasındaki işbölümünün toplum ölçeğinde genişletilmiş halidir. 

Smith’e göre toplumun içindeki bu işbölümüne benzer bir işbölümü farklı milletler arasında da mevcuttur. Ona göre her millet ihtiyaç duyduğu her şeyi kendisi üretmeye kalkarsa bunları yeterince ve kaliteli bir şekilde üretemeyebilir. Milletlerin belli alanda diğer milletlere doğal üstünlükleri vardır. Bu nedenle milletler arasında da bir işbölümünün olması tüm tarafların çıkarınadır. Tabii bu işbölümünün motoru serbest ticaret olacaktır. Serbest ticaret sayesinde milletler iyi oldukları alanlarda ürettikleri mal ve hizmetlerin ihtiyaçlarından fazla olan kısmını ihtiyaç duydukları ve başka milletlerin daha ucuza ürettiği diğer mal ve hizmetlerle mübadele edecektir. Bu ticaret sayesinde her iki taraf ta kârlı çıkacaktır. Bu bakış açısı, bir ekonomik milliyetçilik biçimi olan merkantilist, emperyalist ekonomi anlayışının reddidir. Zorlamaya değil gönüllü mübadeleye dayanır. 

Smith’e göre hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki işbölümü ve mübadele sayesinde yoksulluk hızla azalacaktır. Devletlerin bu süreçte yapması gereken çok fazla bir şey yoktur. Devlet, ılımlı bir vergi sistemi ile iç - dış güvenlik ve adalet hizmetlerini yerine getirmeli, yollar, köprüler, limanlar gibi bazı alt yapı hizmetlerini sunmalıdır. Devlet, bireylerin yaratıcı çabalarının önüne bariyerler kurmamalıdır. Smith’in “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği bu sistem milletleri sefaletten refaha götürmenin reçetesini sunmaktadır. 

Evet, Smith’in bu fikirleri tarihsel tecrübe tarafından test edilmiş ve onaylanmıştır. Smith’in “doğal özgürlük sistemi” devlet müdahaleci Keynesyen veya Marksist planlama ekonomi anlayışlarından çok daha etkili bir biçimde dünya üzerinde yoksulluğu azaltmış, fakirliğin milletlerin kaderi olmadığını göstermiştir. Smith, Batı dünyasında da hem sağdan hem de soldan eleştirilere maruz kalmıştır. Bugün ABD’de Donald Trump’ın ekonomi politikaları Adam Smith’in reddi üzerinde yükselmekte ve görünen o ki, hem Amerika’ya hem de dünyanın geri kalanına yoksulluk getirmeyi vadetmektedir.

Adam Smith ve onun temsil ettiği liberal politikalar, ne yazık ki, ne dünün “Eski Türkiye”’sinde anlaşılmıştır ne de bugünün “Yeni Türkiye”sinde anlaşılmaktadır. 1930 yılında Fethi Okyar’ın liderliğinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın liberal politikaları CHP eliti tarafından gayr-ı milli olmakla itham edilmiştir. Bugünün “Yeni” Türkiye’sinin kimi elitleri de “yerli ve milli” politika arayışında Adam Smith ve onun temsil ettiği liberal fikirlere vurarak pirim yapma arayışı içerisindeler. Maalesef bu topraklarda liberalizm siyasi aktörlerin “mağdur” konumundayken haklarını savunmak için sahiplendikleri, gücü ele geçirip “mağrur” olduklarında vatana ihanetle özdeşleştirdikleri bir düşünce sistemi olmaya devam ediyor.



Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.