Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Referandum Demokratik Bir Direniş Fırsatıdır

TBMM tarafından 21 Ocak’ta kabul edilen 18 maddelik anayasa değişikliği için 16 Nisan’da halkoylamasına gideceğiz. Şu var ki, seçmenlerin oylamak durumunda oldukları şey, yürürlükteki Anayasa’da yapılan herhangi bir cüz’î değişiklik değildir. Yapılmakta olan, “anayasa değişikliği” ibaresinin başka bir anlamında anayasa değişikliğidir; yani, Anayasanın başkalaştırılması, başka bir anayasal düzene geçiştir. “Hükümet sistemi” değişikliği olarak düşünüldüğünde, medenî dünyada örneği bulunmayan nevzuhur bir hükümet sistemine, rejim değişikliği olarak  düşünüldüğünde ise çoğunlukçu bir tek-adam rejimine geçiştir bu.

Şimdi, anayasa teorisi açısından burada iki kritik sorun var. İlki, “anayasa değişikliği” adı altında, anayasal düzenin niteliğini kökten değiştiren bir dönüşümün yapılıp yapılamayacağıdır. İkincisi ise, her iki anlamda anayasa değişikliğinin olağanüstü yönetim döneminde yapılmasının hukuka uygun olup olmadığıdır.

İlk sorudan başlarsak, Anayasa değişikliği yoluyla anayasal düzeni nitelik değişikliğine uğratma (onu dönüştürme) konusu, anayasa hukukunda öteden beri tartışıla gelmekte olan “anayasaya aykırı anayasa değişikliklikleri” sorununa benzemektedir. Aslına bakılırsa, anayasa değişikliğinin yürürlükteki Anayasadan farklı olması çoğu durumda işin doğası gereğidir; aksi halde Anayasayı değiştirmeye gerek olmaz, istenen düzenleme için kanun çıkarmak yeterli olurdu. Onun için, “Anayasaya aykırı anayasa değişikliği” ifadesinin pozitif hukuk açısından anlamsız olduğu düşünülebilir. Ancak, mesele, anayasa değişikliğinin farklılığı da aşarak anayasal düzeni dönüştürmesindedir.

Evet, farklılık her zaman aykırılık demek olmamakla beraber, bazan anayasa değişikliği nitelik  bakımından o kadar köklü veya hatta nicelik bakımından o kadar kapsamlı olabilir ki, yürürlükteki Anayasayı eskisinden farklı bir niteliğe büründürebilir.  Başka bir anlatımla, anayasa değişikliği Anayasanın temsil ettiği temel ilkelere tamamen veya kısmen ters bir düzen ortaya çıkarıyor olabilir.  Bu durumda sahici anlamda bir “Anayasaya aykırı anayasa değişikliği”nden söz edilebilir. Hindistan Yüksek Mahkemesi 1980 yılında verdiği bir kararda, “temel yapı” (basic structure) doktrini çerçevesinde, parlamentonun Anayasayı değiştirebileceğini ama onun “temel yapısı”nı tahrip edemeyeceğini belirtmişti (“temel yapı [basic structure] doktrini”).

Denebilir ki, anayasa değişikliği yürürlükteki anayasa tarafından tanımlanan usule uygun olarak yapıldığı sürece, bunun maddî sonucu ne olursa olsun, pozitif hukuk açısından ortada bir sorun yoktur. Yani, anayasa değişikliği hukukî olarak geçerlidir. Şu var ki, Anayasanın öngördüğü usule uygun olarak yapılmış olsa bile, anayasal düzeni dönüştüren bir anayasa değişikliğinin pozitif hukuk açısından da anayasayı değiştirme yetkisinin kötüye kullanılması olduğu pekalâ savunulabilir. Çünkü, böyle bir durumda normal olarak tutulması gereken yol baştanbaşa yeni bir anayasa yapmaktır. Bu külfetli, zaman alıcı ve sonucu garanti olmayan yola gitmek yerine “anayasa değişikliği” usulüne başvurmak “yetki saptırması” olarak nitelenebilir, bu nedenle de sözkonusu anayasa değişikliği hukuka aykırı olabilir.

Ama burada asıl mesele hukukî değil, siyasîdir. Esasen anayasa meseleleri hukuktan önce siyasetle ilgilidir; anayasanın kendisi de hukukî görünümlü siyasî bir belgedir. Bu çerçevede, “Anayasaya aykırı anayasa değişiklikleri” de, anayasa değişikliği adı altında anayasal düzeni değişrtirmek de, hukukî olmaktan çok siyasî sorunlardır. Bu gibi sorunların siyasî önemi özellikle demokratik veya yarı-demokratik bir düzenden otoriter bir düzene geçme girişimi söz konusu olduğunda kendisini göstermektedir.

Birbuçuk ay sonra oylayacağımız anayasa değişikliği, AKP-MHP ittifakının Türkiye’yi yürürlükteki Anayasanın öngördüğü kısmî-demokratik düzenden otoriter bir düzene geçirme düşüncesinin ürünüdür. Şükür ki, bu uğursuz girişime karşı tamamen çaresiz değiliz: Bu siyasî projeye yine siyasî olarak direnebiliriz.  Referandum bunun için bir fırsattır ve son fırsattır.

(İkinci sorunu da gelecek yazıda ele alalım)


Bu yazı Ortaksoz.com'da yayınlanmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.