Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Referandum Sonrasında Türkiye

TBMM tarafından 21 Ocak’ta kabul edilen anayasa değişikliği 16 Nisan günü yapılan referandumda  kıl payı farkla halk tarafından onaylandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan zaten epey bir süredir Türkiye’nin fiilî patronu konumundaydı; şimdi bu konumunu resmen tescil ettirmiş oldu.

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı’nın raporuyla da teyit edildiği üzere, çok adaletsiz bir kampanya dönemi yaşadık ve ayrıca Yüksek Seçim Kurulu da referandum günü Kanunu ihlâl ederek kötü bir sınav verdi. Başta CHP olmak üzere bütün muhalifler sonuca itiraz ediyorlar ama, öyle anlaşılıyor ki, sonuç değişmeyecek. Çünkü Cumhurbaşkanının buyurduğu gibi, “Atı alan Üsküdar’ı geç”miş bulunuyor.

Sonuçta, az farkla da olsa onaylanan değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni ve dolayısıyla siyasî rejimi dramatik bir dönüşümün eşiğine gelmiş bulunuyor. Anayasanın bu şekilde değiştirilmesinin toplumumuzun medenîlik, hukukîlik ve demokratiklik perspektifine çok ciddî olarak sekte vuracağına konunun uzmanlarının ve aklı başında insanların ısrarla dikkat çekmesi maalesef yeterince etkili olmadı.  Ortaya çıkan sonuç, referandumda “Evet” oyu verenler de dahil hepimiz için risklerle dolu bir geleceğe işaret ediyor. Yani, kimilerinin sandığının aksine, bu sonuçla sadece “Hayır” taraftarları değil, “Evetçiler”i de kaybetmiştir.

Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken,  Türkiye toplumu olarak yakın ve orta vadede geleceğimizin nasıl şekilleneceği ve bunun bizim irademizden bağımsız olup olmayacağı. Anayasa değişikliğinin Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte şu iki hüküm hemen yürürlüğe girecektir: Cumhurbaşkanı artık partili olabilecektir ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yeniden yapılandırılacaktır. Partili cumhurbaşkanının ne demek olduğunu Cumhurbaşkanının son iki-buçuk yılda yaratmış olduğu fiilî durumdan zaten biliyoruz.

HSK’ya gelince, 13 üyeli olan bu Kurul’un 4 üyesini doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı, 7 üyesini ise yine onun Partisinin çoğunlukta olduğu TBMM seçecektir. Gerikalan iki üyenin de biri zaten Adalet bakanı, diğeri de onun müsteşarı.  Bunun pratik anlamı şudur: Yeni oluşacak HSK’ya sadece   cumhurbaşkanının ve partisinin  uygun gördüğü kişiler üye olabilecektir. Bu da yargının tümüyle yürütmenin -daha somut olarak, Cumhurbaşkanının- kontrolü altına girmesi demektir. Onun için, yeni Kurul oluşur oluşmaz yargıda yeni düzenleme ve tasfiyelerin yapılmasını beklemeliyiz. Bu durum ayrıca, kamusal meseleler ve siyasî ihtilâflar konusunda Cumhurbaşkanının izleyeceği siyasete ve alacağı  tutuma hâkim ve savcıların bugünkünden de daha “duyarlı” hale gelmesini garanti edecektir.

Onaylanan değişikliklerin cumhurbaşkanını sistemin merkezine koyan diğer hükümleri ise normal olarak 2019’da yapılması gereken cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerini takiben yürürlüğe girecektir. Ne var ki, Meclisin erken seçim kararı alması halinde cumhurbaşkanı seçimi de yapılacak ve sözkonusu hükümler böylece öngörülen tarihten önce yürürlüğe girebilecektir. Şu var ki, sayın Erdoğan’ın önceliklerini düşündüğümüzde, erken seçime ihtiyacı olmayacak gibi görünüyor. Nitekim, son ikibuçuk yılda yaratmış olduğu fiilî durumla birlikte, Anayasa değişikliğinin  hemen yürürlüğe girecek (partili cumhurbaşkanlığı ve yeni HSK’yla ilgili) hükümleri, Cumhurbaşkanının 2019’a kadar da istediği hemen hemen herşeyi yapmasına pekalâ imkân vermektedir.

Somutlaştırmak gerekirse: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiçbir halde vazgeçemeyeceği iki önceliği var. Bunlardan biri, devlet kadrolarındaki “temizlik” operasyonunu sürdürme ve sivil alandaki farklı sesleri bastırma aracı olarak olağanüstü KHK’lar çıkarmasına imkân veren olağanüstü yönetimin (yeni “Takrir-i Sükûn”un) devamını sağlamaktır ki onu şimdiki durumda zaten yapabiliyor. Diğeri ise muhaliflerin yargı yoluyla tasfiye ve tecziyesini daha etkili bir şekilde sürdürmektir ki bunu da, yukarıda belirttiğim gibi, değişikliğin hemen yürürlüğe girecek olan hükümleri sayesinde yapabilecektir. Onun için, iç ve dış siyasî şartlarda şu andan öngörülemeyen ciddî bir değişiklik olmadığı sürece, Cumhurbaşkanının seçim tarihini öne alıp iktidarda kalma süresini kendi eliyle kısaltmayı tercih etmeyeceği tahmin edilebilir.

Mamafih, 16 Nisan referandumunun yol açtığı karamsarlığı bir ölçüde azaltacak iyimserlik nedenleri de var. Bunların başında,  sonuçta “Evet” oyları ağır basmış olsa da, % 49 “Hayır” oyunda somutlaşan çok güçlü bir muhalif tavrın ortaya çıkmış olması gelmektedir. Bu verinin diğer yüzünde, % 51 “Evet” oyunun  ancak AKP-MHP işbirliğiyle ve Kürtlere belli-belirsiz bir özerklik sözü verilmesinin yardımıyla elde edilmiş olması var. Bu sonuç, Kürtlerden aldığı oyu bir ölçüde artırmış olmasına rağmen, AKP’nin oylarında oransal olarak düşme olduğunu göstermektedir. Bahçeli’nin MHP’si ise çöküşün eşiğindedir. Bu da, önümüzdeki ayların, AKP’nin hegemonyasının kırılmasıyla sonuçlanabilecek yeni siyasî oluşumlara gebe olduğunu düşündürmektedir.

Yine de bu durum Erdoğan ve AKP’nin yönetme tarzında bir yumuşama olacağı anlamına gelmiyor. Tam aksine, iktidar kısa vadede baskıyı daha da artırabilir ve buna paralel olarak Batı dünyasıyla da bağları koparabilir.  Her ne kadar uzun vadede sürdürülebilir olmasa da, bu politika kısa vadede Türkiye toplumunun özgürlük ve refahına büyük darbe vurabilir. Bu politikanın başka bir dramatik sonucu da bilim ve fikir insanları üzerindeki baskı yüzünden bilimsel gelişmenin ve yaratıcı düşüncenin gitgide kayıplara karışması olabilir. Böyle bir durumda, iyileşmek (recovery) ve yeniden kendini toparlamak için Türkiye’nin oldukça uzun bir zamana ihtiyacı olacaktır.

Bu yazı Ortak Söz'den alınmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.