Bican Şahin

Başkan



Türkiye’nin Liberal Demokrat Siyaset İhtiyacı

Değerli okurlarım, Amerika Birleşik Devletleri’ne gerçekleştirdiğim yaklaşık 3 haftalık seyahat nedeniyle ara verdiğim yazılarıma yeniden başlıyorum. Fikirlerimi sizlerle yeniden paylaşabilmek güzel.

Bu hafta Türkiye siyasetinde eksik olduğunu düşündüğüm bir duruş, bir hareket hakkında yazacağım. Eksik olan bu duruş veya hareket liberal demokratik duruş veya harekettir. Liberal demokratik pozisyonun sivil topumda bir iz düşümü vardır. Özgürlük Araştırmaları Derneği, Liberal Düşünce Topluluğu ve liberal bir gençlik hareketi olarak 3H grubu sivil toplumda etkili liberal oluşumlardır. Bu geleneğin en azından II. Dünya Savaşı sonrasında Ali Fuat Başgil ve Ahmet Emin Yalman gibi entelektüeller tarafından kurulan Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ne, 50’li yıllarda Aydın Yalçın’ın liderliğinde ortaya çıkan Forum Dergisi’ne ve akabinde Yeni Forum’a kadar uzanan bir geçmişi bulunmaktadır.  Türkiye sivil toplumundaki liberal oluşumların dünyadaki gelişime paralel olarak gittikçe çeşitlenip serpilmesini beklemek hayalcilik olmayacaktır. Bu liberal oluşumların kimileri kamu politikaları analizinde, kimileri eğitim ve yayıncılık, kimileri gençlik alanında uzmanlaşabilir. Hatta kamu politikaları alanında faaliyet gösteren oluşumlar arasında ellerindeki entelektüel ve maddi sermaye nispetinde belli alanlara yoğunlaşmaları neticesinde zaman içinde kendiliğinden bir işbölümü de doğabilir.

Sivil toplumda gittikçe güçlenen bu liberal damara karşılık liberal demokratik hareket siyasi arenada oldukça zayıftır. Besim Tibuk tarafından 1990lı yıllarda kurulmuş olan Liberal Demokrat Parti Cem Toker’in başkanlığında halen varlığını sürdürmektedir ancak geride kalan yaklaşık 20 yıllık zaman zarfında etkili bir siyasi aktör olamamıştır. Bu başarısızlıkta, toplumda henüz kendisini liberal demokrat olarak tanımlayan fazla sayıda insan olmaması; az sayıdaki liberal demokratın da oylarını yüksek seçim barajı nedeniyle “ikinci iyi” tercihlerine atması; liberal sıfatının özellikle sol ve ulusalcı çevreler tarafından çarpıtılmış ve halkın gözünde itibarsızlaştırılmış olması; LDP’nin özellikle geniş dindar/muhafazakâr halk kitlelerine kendisini anlatmakta başarısız olması gibi nedenler sayılabilir.

2002 öncesinde siyaset arenasında var olan Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi gibi partiler kısmen liberal demokrat bir kimliği yansıtmakla birlikte onların milliyetçi ve muhafazakâr yönleri ilkeli bir liberal demokrat kimlik sunmalarını engellemekteydi. Milli Görüş Hareketi’ndeki yenilikçilerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)2002 yılında iktidara geldikten sonrakiilk 10 yılında gerçekleştirdiği ekonomik ve siyasi reformlarla liberal/muhafazakâr bir parti hüviyeti sundu. Bu yönüyle, AKP Türkiye’deki sol liberal ve klasik liberal kesimlerin desteğini kazandı. Her ne kadar icraatlarında liberal demokratik bir çizgi takip etse de AKP lider kadrolarını liberal demokrat isimlere açmayıp “Milli Görüş” geçmişine sahip kişilerden devşirdi. Özellikle 2012 yılından bu yana olan icraatları da onu baskın rengiİslamcı muhafazakârlık olan bir parti olarak ortaya çıkardı.

Bugün siyasi arenaya baktığımızda, İslamcı/muhafazakâr bir AKP, katı Kemalizm vurgusunu azaltıp sol/sosyal demokrat karaktere bürünmeye çalışan bir CHP, popülist milliyetçi bir MHP, sol demokrat ve Kürt milliyetçisi bir HDP’yi görüyoruz. Bu partilerin hiçbirisi kendilerini liberal demokrat olarak gören kişilerin birinci tercihi olmaya aday partiler değildir. Liberal demokratlar bu partileri savundukları bazı ilkeler ve pozisyonlar nedeniyle, iktidara aday olabilecek bir liberal demokrat partinin yokluğunda, “ikinci iyi” olarak destekleyebilir ancak bu partilerde kendilerini evlerinde hissetmeleri mümkün değildir.

 

Türkiye’nin en temel sorunlarına çözüm bulabilmesi de ancak liberal demokrat bir partinin varlığı ile mümkündür. AKP 13 yıllık tek parti iktidarında sadece Sünni Müslüman vatandaşların sorunlarına esaslı çözüm getirmiştir. Alevilerin, Kürtlerin, gayr-ı Müslim azınlıkların, LGBT bireylerin sorunlarına esaslı bir çözüm getirmemiştir. Bugün geldiği İslamcı muhafazakâr çizgi ile de bu sorunlara “ilkeli” bir çözüm sunması mümkün gözükmemektedir. HDP’nin kimlik problemlerinin çözümüne destek verebileceği söylenebilir. Ancak onların da geçmişte dindar Müslümanların sorunlarına karşı CHP’yi aratmayan duruşunu unutmamalıyız. CHP eski katı Kemalist çizgisinden sıyrıldığı ölçüde Türkiye’deki kimlik sorunlarının çözümüne katkı verebilir. Ancak ne HDP ne de CHP’nin ülkenin ekonomik kalkınmasına ilişkin ciddi bir planları yoktur. HDP anti-kapitalist söylemlerle Türkiye’yi Çipras’ın Yunanistan’ı, Chavez’in Venezüella’sı noktasına yani iflas noktasına getirebilir. Öte yandan CHP’nin, İlhan Kesici, Selin Sayek Böke gibi ekonomistleri kadrosuna dahil ederek piyasa ekonomisi ile barış yapmış gözükmekle birlikte popülizme saplanma ihtimali de bulunmaktadır. Geriye kalan MHP’nin ise Türkiye’nin ne kimlik problemlerine ne de ekonomik meselelerine bir çözüm getirmesi mümkün gözükmemektedir. Özellikle HDP’ye düşmanlık boyutuna vardırdığı siyaset Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü imkânsız hale getirmekte ve ülkeyi parçalanmaya götürmektedir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan siyasi parti “liberal demokrat” bir siyasi partidir. Bu partinin kadrolarının yaşam tarzlarının, ahlak anlayışlarının homojen olması gerekmez. Zira liberal demokrasi esasen siyasi bir çerçevedir ve kişilerin ahlak anlayışlarına müdahale etmez. Liberal demokratlar dindar kişiler olabilecekleri gibi daha seküler yaşam tarzlarını benimseyen kişiler de olabilir. Ekonomik alanda özel mülkiyete dayalı piyasa ekonomisini; toplumsal alanda tüm vatandaşlara iyi bir başlangıç noktasını sunmayı hedefleyen sosyal adalet prensibini; farklılıkların bir arada barış içinde var olmasını sağlamanın aracı olarak hoşgörüprensibini; iktidarı sınırlandıran insan haklarına dayalı hukuk devleti ilkelerini benimseyen bir siyasi parti kanımca adında “liberal demokrat” sıfatı geçmese bile “liberal demokrat” bir parti olarak nitelendirilmeyi hak eder. Ancak bu ilkeleri savunan bir siyasi parti Türkiye’nin barış içinde ve müreffeh bir ülke olmasına hizmet edebilir. Böyle bir partinin ağırlıklı olarak AKP’ye oy veren kısmen de MHP,CHP ve HDP’ye oy veren kesimlerden oy alması beklenebilir. Bu parti AKP’nin İslamcı yönelişinden, ahbap-çavuş kapitalizmine dayanan ekonomi anlayışından ve yolsuzlukları cezasız bırakmasından rahatsız kesimleri kendisine çekebilir. Yine aynı şekilde AKP’yi dengeleyebilmek adına CHP, HDP ve MHP’ye yönelen kesimler için cazibe merkezi olabilir. Böyle bir parti kategorik olarak hiçbir siyasi grubu reddetmeden, ötekileştirmeden Türkiye’nin sorunlarını çözmek için işbirliği yapmaya hazır olabilir. Türkiye siyasetinin önümüzdeki 5 ile 10 yılı içinde böyle bir partiye ciddi yer açacağı kanaatindeyim. Bunun gerçekleşmemesi veya hali hazırdaki partilerin daha liberal demokrat bir çizgiye kaymamaları halinde Türkiye’nin Cumhuriyet’in 100. Yılına ekonomi ve siyaset alanında temel sorunlarını çözememiş bir ülke olarak girmesi kuvvetle muhtemeldir.

 

Bu yazı Ankara Review da yayınlanmıştır.


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.