Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Türkiye Özgürleşebilir Mi?

Bundan yıllar önce (2002 yılında) yayımlanan bir kitabıma koyduğum başlıktı bu: “Türkiye Özgürleşebilir Mi?”… Mahut “28 Şubat”ın etkilerinin devam ettiği ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara yürüdüğü bir tarihti. Bu soruyu sormak için uygun bir tarih yani. 

Şimdi, aradan 13 yıl geçtikten sonra aynı soruyu tekrar sormak durumunda kalmamız ne kadar hazin! Şu bakımdan hazin: Benim “Türkiye Özgürleşebilir Mi?” sorusunu sormamdan hemen sonra, 2002 sonunda AKP seçimleri kazanıp hükümet oldu. Bu parti öteden beri baskı altında tutulan bir siyasî geleneğin devamı idi ve en son “28 Şubat”ta gadre uğratılan bir toplumsal kesimin temsilcisi olmak iddiasındaydı. Dolayısıyla, Türkiye’nin özgürleşmesi için çalışmak en fazla, kendi özgürleşmesi de buna bağlı olan bu partiye, AKP’ye yakışırdı.

Aslına bakılırsa, AKP’nin kendisi de başlangıçta aynı perspektifi benimsemiş gibiydi. Nitekim partinin o zamanlar “Avrupa Birliği ipi”ne sımsıkı sarılması, icraatına önemli ölçüde bu perspektifi kılavuz yapması bunun en anlamlı işaretlerinden biri idi. Kabul edelim ki, bu perspektif doğrultusunda AKP hükümetleri epeyce çalıştılar. Nitekim bu iktidar döneminde başlangıçta mütereddit olarak da olsa özgürleşme yolunda anayasal, yasal ve pratik bazı adımlar atıldı. 

Gel gör ki, AKP iktidarının 13. yılında ve dördüncü genel seçimlere gidilirken Türkiye’nin durumu hiç de iç açıcı değil. Özgürlük nokta-i nazarından bakıldığında, bugün itibariyle 2002 sonunda olduğumuzdan maalesef daha iyi durumda değiliz. Doğrudur, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, ifade ve medya özgürlüğü, temiz siyaset ve şeffaf yönetim gibi değer ve kurumlar zaten hiçbir zaman doğru-dürüst tesis edilebilmiş değildi. Demokratik süreç üzerinde askerî vesayet hiç eksik olmamıştı. Türkiye hiçbir zaman sahici anlamda çoğulcu ve açık bir toplum olamamıştı. Keza, toplumsal kutuplaşmalar her zaman yaşanmış, zaman zaman da bunu devlet teşvik etmiş veya kışkırtmıştı.

Şimdi, bunların hepsi bugün de, hatta kısmen daha fazlasıyla varit. Nitekim, “hukukun üstünlüğü” eskiden “Devlet”e işlemiyordu, bugün iktidar partisine ve onun devletine işlemiyor. Eskiden yargı Kemalist devletten bağımsız ve onun karşısında tarafsız değildi, bugün Erdoğan’ın devleti ve onun dünya görüşü karşısında bağımsız ve tarafsız değil. Eskiden ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engel Kemalist ideoloji iken, bugün ifade özgürlüğünün önündeki en büyük seti AKP ve onların ideolojisi oluşturuyor. Özellikle Erdoğan’a ve onun yakınlarına “dokunan yanıyor.”

Medya eskiden Kemalist devlet etrafında sıkı sıkıya kenetlenmişken, bugün sahte bir çoğulculuk görüntüsü altında Erdoğan’a ve partiye sadakat yarışındadır. Cengiz Çandar’ın deyimiyle, kimileri (“Havuz medyası”) zaten “secde” halinde, öyle olmayanlar da “rükû’da” bekliyorlar. Yani, “Havuz”un dışında kalanlar da ne olur ne olmaz diye her dâim “hazırol” durumundalar.

Demokrasi üstünde eskiden askerî vesayet vardı, bugün ise Erdoğan vesayeti var. Kaldı ki, askerî vesayetin yasal temelleri de yerli yerinde durmaktadır ve geri dönmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Dahası, Erdoğan’ın ve hükümetin bugün Ergenekoncuları tezkiye etmekle meşgul olması da gelecekte demokratik sürece müdahale ihtimalini canlı tutmaya yaramaktadır.

Eski “derin devlet” vesayeti de şimdi Erdoğan’ın kontrolündeki MİT marifetiyle sürdürülmektedir. Cumhurbaşkanına da istihbarat yetkisi verilmesi ve örtülü ödenek tahsis edilebilmesinden sonra Türkiye iyice bir tek-adamcı istihbarat devletine dönmüş durumdadır. Yönetimde şeffaflığın ilkesel bir değer haline gelmesi şöyle dursun, MİT’in içte ve dıştaki karanlık operasyonları bu iktidar ve onun medyası tarafından kutsanmaktadır.

İktidarın bütün sivil alanı kendi denetimi altında birleştirme ve kendisi gibi olmayanları düşmanlaştırma çabasının sonucunda, eskiden var olan kısmî çoğulculuk da gitmiş, onun yerini kutuplaşma almıştır. Nitekim, toplum bugün düşman kamplara ayrılmış durumdadır. Üstelik kutuplaşma iktidardakiler –başta Erdoğan- tarafından tahrik edilmektedir. Daha doğrusu toplumu doğrudan doğruya devlet-hükümet kutuplaştırıyor. Yol açtığı akıl almaz haksızlık ve hukuksuzluklar bir yana,  AKP ve Erdoğan tarafından bir kutuplaştırma aracı olarak kullanılan “paralelci düşman” söylemi ve ona bağlı cadı avı, aynı zamanda AKP devletinin sivil alanda hiçbir özerk oluşuma izin vermeme iradesinin de bir göstergesi olarak ortada durmaktadır.

Öte yandan, siyasî yozlaşma bugün de, üstelik daha da ağır bir şekilde Türkiye’nin ana sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Oysa 2002 sonlarında AKP iktidarının siyaseti rant dağıtımı mekanizması olmaktan çıkaracağına, kayırmacılık ve yiyicilikten arındıracağına dair toplumda güçlü bir umut vardı. “Dindar” siyasetçilerin temiz siyaset ve şeffaf yönetim yolunda kararlı bir şekilde ilerleyecekleri düşünülüyordu. Gel gör ki, başta –birçoğu nevzuhur olan- yandaş işadamlarını palazlandırmak olmak üzere, kamu kaynakları aracılığıyla eşe-dosta haksız avantaj sağlamak, yolsuzluk ve rüşvet bu dönemi karakterize eden uygulamalar haline geldi. Son yıllarda hukuku “hukuk” olmaktan çıkaran etkenlerden biri budur, çünkü bu dönemde hukuk önemli ölçüde kayırmacılığın aleti haline geldi.

Aslına bakılırsa, bugün bazı bakımlardan eskisinden de kötü durumdayız. Bu demektir ki, yukarıda özetlediklerimizden başka da büyük özgürlük sorunlarımız var. Bunların en belirgin olanlarını şöyle belirtebiliriz: Türkiye 70 yıl sonra yeniden bir “parti devleti” olma yolunda ilerlemektedir. “Demokrasi” çoğunluğun keyfî ve baskıcı yönetimi olarak işlemektedir. Haklar parti-devletin bağışı olarak anlaşılmakta, “insan hakkı” kavramı tanınmamaktadır. “Kanun” kavramının moral otoritesi erozyona uğratılmıştır. İktidar kişiselleşmiştir ve sun’î bir hanedan yaratma çabası vardır. Bu tek-adam iktidarı aynı zamanda hukuksuzluk ve keyfîlikle atbaşı gitmektedir. Hukuk yolsuzlukların örtbas edilmesi ve genel olarak suskun bir toplum yaratılması için kullanılmaktadır. Toplum devlet eliyle kutuplaştırılmaktadır.

 

Hâsılı kelâm, Türkiye’nin özgürleşme ihtimali yakın vade için bir kere daha rafa kalkmış bulunuyor. AKP bu başarısıyla övünebilir!


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.