Mustafa Erdoğan

Prof. Dr., Kurucu Üye



Zor Zamanda İnsan Kalabilmek

Herkes bilir: İnsanların karakterlerinin, ahlâkî seciyelerinin test edildiği dönemler vardır; insan kalabilmenin zor olduğu dönemler… Bugün tam da böyle bir dönemi yaşıyoruz.

Evet, Türkiye bugün gerçekten de zorlu karakter testlerinin yaşandığı bir dönemden geçiyor. Malum, 15 Temmuz darbe girişimini izleyen ‘olağanüstü hal’in yürürlükte olduğu son bir yıldır yüz binlerce insanı şu veya bu şekilde mağdur eden, standart uygulama haline gelen haksız-hukuksuz uygulamalarla nice canları acıtan, akıl almaz bir keyfilik ve baskı dönemi yaşıyoruz. Haksızlığa karşı sesini yükseltmenin gerçekten de yürek istediği şartlar bunlar.

Köklü sanılan arkadaşlık ve dostlukların sarsıldığı; komşuluk kavramının neredeyse bütün olumlu çağrışımlarını yitirip anlamsızlaştığı; aile bağlarının bile zayıfladığı; ikiyüzlülüğün zirve yaptığı; gizli hınçlar ve tamahların içtenlik ve dürüstlüğü alaşağı ettiği; hırs ve kaba çıkarcılığın hükümfermâ olduğu; mazlum ve mağdurların kaderine kayıtsızlığın norm haline geldiği; başkalarının kaderine asgari insanî ilgi ve sempatinin hayatımızdan sürgün edildiği; ahlâk duygusu yitiminin ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemden…

’Zorlu’ test deyişim, içinde yaşadığımız çetin şartlarda insanların karakterlerini korumalarının hiç de kolay olmamasından. Öyle bir baskı dönemi ki bu yaşadığımız, herkes ‘aman bana dokunmasın’ derdinde. Kimileri önceliği kendisini baskıdan korumaya veriyor ve haliyle canı yananın derdiyle dertlenmeye isteği veya mecali kalmıyor. Kimileri de mağdur ve mazluma ilgi göstererek risk almaktansa, kendi işine bakmayı tercih ediyor.

Rahmetli Kâzım Berzeg Türkiye toplumunda ikiyüzlülüğün bu derece yaygın olmasının ana nedeninin rejimin baskıcılığı olduğunu söylerdi. Ben ima ettiği her iki anlamda da bu gözlem ve teşhise katılıyorum. Yani, hem siyasî rejimin baskıcılığı ile kişilerin ikiyüzlülüğü arasında bir ilişkinin var olduğunu, hem de ülkemizde riyakârlığın neredeyse bir karakter özelliği halini almış olmasının önemli bir nedeninin rejimimizin baskıcılığı olduğunu düşünüyorum. Hatta, rejimin niteliği ile sadece ikiyüzlülük değil, yukarıda saydığım diğer karakter zaafları arasında da belki ilişki vardır.

Bununla beraber, baskıcılık ile karakter zaafı arasında bir ilişkinin var olması ne ikiyüzlülüğün ne de diğer ahlâkî zaafların öncelikle ‘rejim sorunu’ oldukları anlamına gelir. Keza, burada sözü edilen ilişki bir belirlenim ilişkisi de değildir. Baskının herkese yansıyan yoğunluk ve şiddeti aynı değildir. Bu demektir ki, baskıcılığa rağmen halâ dürüst ve sağlam karakterli bir insan olarak kalmak ve dostluk, arkadaşlık ve insanlığın gereklerine büsbütün bigane kalmamak mümkündür. Baskı altında bile herkesin yapabileceği bir şeyler vardır.

Aslına bakılırsa, erdemlilik zaten bu gibi zor şartlarda dik durabilmekle ilgilidir, yoksa ‘asayişin berkemâl’ olduğu zamanlarda dürüstlüğünü ve karakterini korumak zor değildir. Karakter sahibi olmak ise ‘kırk yıllık’ dostluk ve arkadaşlıkları zâlimden umulan merhamet veya lütuf uğruna bir kalemde silip atmak hiç değildir.

Onun için mesele âdil, doğru ve insanî olan uğruna baskı karşısında dik durmaya ne ölçüde hazır olduğumuzdur. Başkasının mağduriyetini kendisi için nemâlanma fırsat olarak gören ve zâlime gönüllü asker yazılan karaktersizleri elbette saymıyorum; ama vicdanını ve ahlâk duygusunu yitirmemiş olanlarımız içinden, mağdur veya mazlum eski dost, arkadaş, meslektaş veya tanıdıklarına mütevazi ölçüde de olsa destek olmak için risk almaya hazır olanların sayısı çok mudur bu ülkede?

Evet, mesele bizim böyle insanlarımızın var olup olmadığı ve eğer varsa bunların ciddî bir yekûn tutup tutmadığı…

Şu ana kadarki tecrübemiz bu konuda iyimser olmamız için maalesef pek bir neden olmadığını gösteriyor.

 

Bu yazı Ortak Söz'den alınmıştır. 


Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

Hakkımızda

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2014 yılında kurulmuş olan ve klasik liberal bir çizgiden Türkiye'deki Kamu Politikaları Araştırmaları alanındaki boşluğu doldurmak için faaliyetler düzenleyen bir düşünce kuruluşudur.

Haber Kaynağı

Gelişmelerden haberdar olmak için E-posta listemize kaydolun.