Bican Şahin

bicansahin@ozgurlukarastirmalari.com

Hukukun Üstünlüğüne Dayalı Özgürlükçü Demokrasi İçin

    Arjantinli siyaset bilimci Guillermo O’Donnell bir liberal demokraside, yöneticilerin iki düzeyde hesap verdiğini belirtir. İlk hesap verme biçimi  “yatay hesap verme”dir. Bu düzeyde, kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde özellikle yürütme organı, yasama ve yargının denetimi altındadır. İkinci denetim düzeyi, “dikey hesap verme”dir. Bu düzeyde yöneticiler düzenli yapılan adil ve rekabetçi  seçimlerle vatandaşlara doğrudan hesap verirler. O’Donnell, bu iki düzeyden “yatay hesap verme” yani kuvvetler ayrılığına dayalı hesap vermenin olmadığı rejimleri “delegeci demokrasi” olarak nitelemektedir. Bu rejimlerde yöneticilerin sadece sandıkta hesap verdiği düşünülür. Yöneticiler, yasama ve yargının kendilerini hukukun üstünlüğü prensibi çerçevesinde denetlemesini “halkın demokratik iradesi”nin çiğnenmesi olarak sunarlar. Bu rejimler son yıllarda popülist/otoriter rejimler olarak da nitelenmektedir. Bu rejimlerde temel birey hakları güvence altında değildir.

    2017 yılında gerçekleştirilen anayasa referandumu ile Türkiye’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu perspektiften değerlendirildiğinde, bu sistemde yatay hesap vermenin oldukça zayıflatıldığını söyleyebiliriz.Yeni sistemde yürütme, yasama ve yargı üzerinde hakim bir pozisyona gelmiştir. Özellikle yargı bağımsızlığının zayıflaması ölçüsünde, yürütmenin temel insan haklarını ihlal eden uygulamalarının yargı yoluyla düzeltilmesi imkansıza yakın bir hale gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin O’Donnell’ın sınıflamasında ‘delegeci demokrasi’ modeline karşılık geldiği düşünülebilir.

    Ancak, Türkiye’de seçimlerin bir süredir uygulanma biçimi Türkiye’nin delegeci demokrasi bile olmaktan uzaklaştığını düşündürmektedir. Şöyle bir hafızalarımızı tazeleyelim. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından 2017 referandumunda mühürsüz oyların geçerli sayılması, anayasaya aykırı olarak YSK üyelerinin görev süresinin uzatılması, kanun hükmünde kararname ile kamu görevinden ihraç edilmiş kişilerin yerel seçimlerde adaylıklarını kabul edip seçildikten sonra mazbatalarının verilmemesi ve seçimin tekrarlanmadan ikinci sırada gelen adaya mazbata verilmesi ve son olarak 31 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini, kamuoyuna yazılı ve görsel medyadan yansıdığı şekliyle (sandık kurulu başkan ve üyelerinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmaması ve bunun seçim sonucunu etkileyecek düzeyde olması) iptal edilmesi, Türkiye’de seçimlerin adil, rekabetçi, şeffaf ve güvenirlikten uzak olduğunu göstermektedir.

    Levitsky ve Way, adil bir rekabetin olmadığı fakat hala kısmen yarışmacı seçimlerin olduğu rejimleri “yarışmacı otoriteryenizm” olarak isimlendirmektedir. Onlar, seçimlerin adil bir rekabete dayanmaması nedeniyle bu rejimleri demokrasi olarak nitelendirmemekte, otoriteryenizm olarak sunmaktadır. Bugün Türkiye’nin geldiği noktada, muhalafetin tün haksız rekabete karşın kazandığı seçimlerin bile iptal edilmesi, Türkiye’yi “yarışmacı otoriteryenizm”den “yarışmacı olmayan otoriteryenizme” bir başka ifadeyle çıplak otoriteryenizme dönüştürme riskini taşımaktadır.*

    Ülkemizde, hukukun üstünlüğünün erozyona uğradığı son yıllarda, siyasal sistemin iyi-kötü tek meşruiyet kaynağı düzenli aralıklarla yapılan seçimler olmuştur. Ancak, bu meşruiyet kaynağı da yukarıda bahsettiğim nedenlerle ortadan kalkma riski taşımaktadır. Bu gelişmeler, Türkiye’de sosyal barışı bozma, ekonomik gelişmeyi durdurma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’nin özgür ve müreffeh bir ülke haline gelebilmesi için hem yatay hem de dikey hesap vermenin yerleştirilmesi gerekmektedir. Sadece seçimleri yeniden adil ve yarışmacı hale getirmekle kalmayıp kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü prensibini de etkin hale getirmeliyiz. Biz, Özgürlük Araştırmaları Derneği bünyesinde hukukun üstünlüğünü temel alan yapısal reformların yapılması için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Dileğim, başta iktidar partisi olmak üzere tüm siyasi partilerin aklın sesine kulak verip Türkiye’de özgürlükçü demokrasiyi inşa etmeye başlamalarıdır.

Prof. Dr. Bican Şahin

Özgürlük Araştırmaları Yönetim Kurulu Başkanı

 

* Bu hususa dikkatimi çeken Medeni Sungur’a teşekkür ederim.

Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.