Mustafa Erdoğan

mustafaerdogan@ozgurlukarastirmalari.com

Mülakat: Yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Seçimleri, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan

En başta şunu söyleyeyim: Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesi hukukî değil, AKP iktidarının dayattığı siyasî bir karardır. Onun için, bu kararın hukuka uygun olup olmadığını tartışmayı zâit addediyorum. Bunun hukukî değil siyasî bir karar olduğunu anlamak için, 31 Mart gecesinden buyana olayların nasıl geliştiğini, iktidarın sonucu kabul etmemek için nasıl direndiğini ve iktidarın adamlarının genel olarak izledikleri yolu hatırlamak bile yeterlidir. Başta Cumhurbaşkanının kendisinin haftalar boyunca YSK üzerinde nasıl bir psikolojik baskı kurduğunu hatırlayalım.

Aslına bakılırsa, AKP iktidarı âdil ve rekabetçi seçim ilkesinden sapmaya yıllar öncesinden, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başlamıştı. O tarihten buyana Türkiye demokratik seçimin evrensel standartlarından gitgide daha fazla uzaklaşarak bugünkü kabul edilemez noktaya gelmiştir. Onun için 31 Mart mahallî idare seçimleri sonrasında ortaya çıkan durum şaşırtıcı değildir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali bize, kendi kontrolü altında yapılan seçimlerden bile istediği sonucun çıkmaması halinde, iktidarın sonuçları tanımayabileceğini göstermiştir. Bu durum şu bakımdan özel bir önem taşımaktadır: Demek ki, gerekli görmesi veya ihtiyaç duyması halinde AKP seçim ilkesini ülkenin tamamında geçersiz kılacak kadar ileri gidebilir.

Hukukun üstünlüğüne dayalı çoğulcu demokrasi hedefi açısından baktığımızda; her şeyden önce, AKP’nin kıskacındaki Türkiye son yıllarda bırakınız ‘’hukukun üstünlüğü’’nün gereklerini gözetmeyi, ‘’hukuk’’ kavramının kendisini reddeden bir rotada yürümektedir. Bugünkü Türkiye’de kaba pozitivist anlamda bile hukukun varlığı şüphelidir. Türkiye epey bir zamandır hukukla değil, tek bir kişinin günübirlik fermanlarıyla yönetilmektedir. Weberyen anlamda rasyonel-hukukî bürokrasinin yerini, konumlarını sadakatlerine borçlu olan ‘’Reisin adamları’’ almıştır. Yargıda bağımsızlık ve tarafsızlığın son kırıntıları bile yok edilmiştir. Çoğulculuk şöyle dursun, bütün bir topluma iktidar partisinin ideolojik öncelikleri ve hayat tarzı tercihi dayatılmaya çalışılmaktadır. Bu arada, toplum ‘’dost-düşman’’ karşıtlığı temelinde tehlikeli bir şekilde ayrıştırılmış, eleştiri ve muhalefet ihanetle özdeşleştirilmiştir.

Kısaca, Türkiye’nin kısa vadede hukukun üstünlüğüne dayalı, özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasi olma şansı maalesef yoktur.

Yazarın Diğer Yazıları

Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.