ÖAD

info@ozgurlukarastirmalari.com

Dr. Vahap Coşkun ile Mülakat: Diyarbakır, Van ve Mardin Belediyelerine Kayyım Atanması Hakkında

Mart yerel seçimlerinin üzerinden henüz 5 ay geçmemişken Diyarbakır, Van ve Mardin Belediye Başkanlarının yerlerine kayyım atanmasının demokratik hak ve özgürlükler (seçme, seçilme ve genel olarak siyasal katılım özgürlüğü bağlamında) anlamı nedir? Bunun Türk demokrasisinin seyri açısından sonuçları nelerdir?


1. Anayasanın 127. maddesi İçişleri Bakanına “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilme” yetkisi veriyor. Buna göre bir belediye başkanı, hakkında yürütülen soruşturmalar ve davlara gerekçe gösterilerek görevden alınabilir ve uzun sürecek soruşturma ve dava süreçleri nedeniyle bir daha görevine dönmeyebilir. 

Anayasanın bu maddesi,  hem hukuki hem de siyasi olarak birçok sakınca barındırır. Hukuki olarak, haklarında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişilerin sırf yürütülmekte olan soruşturma ve davalara dayanılarak görevden uzaklaştırılmaları, “masumiyet karinesi” ilkesine aykırılık oluşturuyor. Anayasanın 15. maddesindeki “mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılmaz”  hükmünü açıkça ihlal eden bu durum, hem vatandaşların seçme haklarını, hem de başta belediye başkanları olmak üzere yerel yönetim organlarına seçilenlerin seçilme haklarını ortadan kaldırıyor.

Bu uygulamanın bölgeye barışın gelmesi açısından sonuçları neler olabilir?

2. Özelde Kürt meselesinin çözülmesi ve genelde de Türkiye’de demokratik hayatın istikrara kazanması için, siyasal alanın mümkün mertebe genişletilmesi, bireylerin siyasi süreçlere ve mekanizmalara olan güvenlerinin artırılması gerekir. Mevzuatın iktidara tanıdığı yetkilerin iktidar tarafından muhalefeti tasfiye etmek için kullanılması ve siyasi zeminin tahrip edilmesi, sorunların daha da derinleşmesine neden olur. Geçmişte birçok kez tecrübe edildi: Kürt meselesinin birçok boyutu var. Böylesine girift bir meseleyi salt güvenlikçi bir bakışla ele almak, herhangi bir çözüm getirmez.  Kürtlere ayrı bir hukuk (!) uyguladığında, seçme ve seçilme hakkının altı oyulduğunda demokrasi bir bütün olarak tehlike altına girer. Bu, çıkar bir yol değildir.

Bu uygulamanın demokratik bir ülkede merkezi idare ve yerel yönetimler arasında olması gereken iktidar paylaşımı açısından sonuçları nedir?

3. Türkiye’de merkezin yerel üzerinde büyük bir vesayeti var. Olağanüstü Hal döneminde bu vesayet daha da artırıldı. 4 Eylül 2016’da çıkarılan 674 sayılı KHK ile Belediye Kanununun 45. Maddesinde bir ekleme yapılarak İçişleri Bakanlığının belediyeler üzerinde tasarruf yetkisi artırıldı. KHK’dan önce kanunda terör ile ilgili ayrı bir hüküm yoktu. Bir belediye başkanı görevden uzaklaştırıldığında onun yerine belediye meclisi tarafından seçim yapılacağı belirtiliyordu.

KHK ile birlikte, teröre ayrı bir düzenleme getirildi. Buna göre, görevden uzaklaştırılma terör ve terör örgütüne yardım yataklık sebebiyle yapıldığında, İçişleri Bakanlığına belediyelere doğrudan vekil atama yetkisi verildi. Belediyeler üzerinde mutlak yetkili hale getirilen Bakanlığın, belediyelere başkan vekili değil meclis üyesi de atayabileceği düzenlendi.

Bu düzenlemeye göre “terör ve terör örgütüne yardım ve yataklık” suçlamasıyla her belediye başkanı görevden alınabilir. Yürütme, kendisi için tehlikeli gördüğü veya uyumlu bulmadığı her belediye hakkında adli ve idari bir soruşturma açarak/açtırarak oraya kendi memurunu atayabilir. Dolayısıyla merkezi bu kadar belirleyici ve yereli de bu kadar mahkum kılan bu düzenleme sadece HDP ya da Kürtlerin sorunu değil, herkesin sorunudur. Bugün Kürtlerin başına geliyor ama yarın muhalif olan her belediye iktidarın gazabına uğrayabilir.

 

Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.