LİBERAL PERSPEKTİF: Raporlar

2018 Yılı Faaliyet Raporumuz Yayınlandı!

2018 yılında özgür ve müreffeh bir Türkiye için yazdığımız raporları, yaptığımız etkinlikleri ve katıldığımız toplantıları anlatan Faaliyet Raporu'muz yayınlandı. 

Türkiye Ekonomik Özgürlük Raporu

Ekonomik özgürlük, insanların mülkiyet hakları temelinde sahip oldukları emek, sermaye ve toprak gibi üretim faktörlerini diğer bireylerle gönüllülük temelinde serbestçe mübadele edebilmesini içerir. Ekonomik özgürlüğün olduğu bir ekonomide bireyler, sahip oldukları üretim faktörlerini ne zaman, nerede, nasıl ve kimin için  kullanacaklarına kendileri karar verirler. Ekonomistlerin yaptığı araştırmalar, genel olarak, ekonomik özgürlük ile  zenginlik arasında doğru orantı olduğunu göstermekte. Buna göre, bir ülkede ekonomik özgürlük ne denli fazla ise zenginlik de o denli çok olacaktır. Bugün dünya üzerindeki ülkelerin ekonomik özgürlüğe ne derecede sahip  olduğunu ölçen çeşitli endeksler bulunmaktadır. Bunların en itibarlılarından birisi, Kanada’nın Vancouver kentinde yerleşik Fraser Enstitüsü’nün hazırladığı Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi’dir. 

Peki, 2017 Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde Türkiye’nin performansı nasıldır? İlk olarak Türkiye değerlendirmeye alınan 159 ülke içerisinde 10 üzerinden 6,82 ortalama puanla 81. Sırada yer almıştır. Maalesef, ekonomik özgürlük açısından ortada gurur duyulacak bir tablo bulunmamaktadır. Türkiye halen orta gelir seviyesindeki ülkeler grubundadır. Ekonomik özgürlük endeksindeki bu skorlar ile Türkiye’nin “orta gelir tuzağı”ndan çıkmasını beklemek hayalcilik olur. Yapılması gereken, endeksin tüm alt başlıklarında Türkiye’de var olan sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konmasıdır.

Türkiye’de ekonomik özgürlük alanında var olan sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konması amacıyla Özgürlük Araştırmaları Derneği olarak, Fraser Enstitüsü’nün partnerliğinde, 25 Mayıs 2017’de Ankara’da bir günlük bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştayda, akademi ve iş dünyasından gelen uzmanlar Fraser Enstitüsü’nün verileri üzerinden Türkiye’de ekonomik özgürlük meselesini tartıştı. Her tartışma grubuna bir raportör ve bir moderatör eşlik etti. Günün sonunda, tartışma gruplarında varılan sonuçlar genel oturumda tüm katılımcılarla paylaşıldı. Çalıştayın akabinde, raportörler çalıştayda varılan
sonuçlar ışığında elinizdeki raporları kaleme aldılar.

Bu doğrultuda,

-Prof. Dr. Murat Çokgezen: Devletin Ekonomik Büyüklüğü
-Doç. Dr. Ali Rıza Çoban: Hukuki Sistem ve Mülkiyet Hakları
-Prof. Dr. Uğur Emek: Kamu Düzenlemeleri
-Prof. Dr. Cengiz Bahçekapılı: Uluslararası Ticaret Serbestisi

başlıklı raporları hazırladılar. Tüm raportörlerimize şükranlarımızı sunarız.

Raporumuzun, Türkiye’de ekonomik özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda tüm politika yapıcı ve uygulayıcılara ilham vermesini diliyoruz.


2016 Faaliyet Raporu

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2016 Yılında Neler Yaptı? 

Hem dünya hem de ülkemiz açısından oldukça zorlu geçen 2016 yılında enerjimizden ve motivasyonumuzdan hiçbir şey kaybetmedik. Özgür ve müreffeh bir Türkiye için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürdük. Geçen yıl boyu yaptığımız çalışmaların yer aldığı Faaliyet Raporu 2016 yayınlandı.  

Özgürlük Araştırmaları Derneği 2017 yılında da çalışmalarına devam ediyor. Sizler de etkinliklerimizden ve son çıkan yayınlarımızdan haberdar olmak isterseniz bizi facebook veya twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

Yeni Anayasa Önerisi için Ekonomik ve Sosyal Hükümler

Değerli Özgürlük Dostları,

Türkiye'nin sivil bir anayasaya kavuşması meselesi uzun zamandır gündemin ilk sıralarını işgal ediyor. Ancak, bu tartışmalarda genellikle mesele sivil ve siyasi özgürlükler etrafında ele alınmakta olup, ekonomik özgürlükler meselesi göz ardı edilmektedir. 
Bilindiği üzere liberal anayasacılık hareketi, bireysel özgürlüğü korumak üzere özellikle devlet iktidarını sınırlayıp, dizginlemek üzere ortaya çıkmıştır. Uzun bir süre, devletin sivil ve siyasi alanda sınırlandırılması üzerinde odaklanılmış, ekonomik alan ihmal edilmiştir. Ancak, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi liberal iktisatçı James Buchanan'ın öncülüğünde 20. yüzyılın son çeyreğinde önem kazanan Kamu Tercihi Teorisi, devletin ekonomik alandaki yetkilerinin de sınırlandırılması gerektiğini; aksi halde sivil ve siyasi özgürlükleri güvence altında tutmanın da mümkün olmayacağını ikna edici bir şekilde ortaya koymuştur. 
Bu doğrultuda, Özgürlük Araştırmaları Derneği olarak, hukukun üstünlüğü temelinde çalışan rekabetçi bir piyasa ekonomisinin kurulması doğrultusunda devletin ekonomik olarak da sınırlandırılması; ekonomik özgürlüklerin güvence altına alınması ve böylece müreffeh bir Türkiye'nin yaratılabilmesine katkı sağlamak amacı ile elinizdeki çalışmayı hazırladık. 
Yeni Anayasa Önerisi için Ekonomik ve Sosyal Hükümler başlıklı bu çalışmayı Prof. Dr. Güneri Akalın kaleme aldı. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Liberal perspektiften hazrılanan bu metin, tıpkı diğer çalışmalarda olduğu gibi, ÖAD'nin resmi görüşünü yansıtan nihai bir çalışma olmayıp, bu alanda bir tartışmayı başlatma hedefini taşımaktadır. 

Hepinize keyifli okumalar dilerim.  

2015 Faaliyet Raporu

Özgürlük Araştırmaları Derneği (ÖAD)’nin 15 Ağustos 2014 tarihinde kuruluşunun üzerinden tam 16 ay geçti. 2015 yılı ÖAD’nin başından sonuna kadar var olacağı nice uzun yılların ilki oldu. ÖAD, akademisyen, gazeteci ve iş insanlarından oluşan bir grup “entelektüel müteşebbis” tarafından “Özgür ve Müreffeh bir Türkiye” vizyonu doğrultusunda kamu politikalarının oluşturulmasına ışık tutacak fikirleri sunmak misyonu ile kuruldu. Üzülerek belirtmeliyim ki, 2015 yılı ÖAD’nin kurulmasına ne denli ihtiyaç olduğunu daha net bir şekilde görmemize neden olan birçok olaya sahne oldu. Bir yanında özgürlüklerin ve diğer yanında güvenlikçi politikaların yer aldığı terazide denge, 2013 yılı yazında yaşanan Gezi Parkı Süreci’nden bu yana her geçen gün özgürlüklerin aleyhine olacak şekilde bozuldu.

Regülasyon ve Hukuk Devleti

Bu çalışmada, Türkiye’de rekabet alanındaki düzenlemelerin şeffaflığı incelenmiştir. Konu genel olarak rekabet alanındaki düzenlemeler olsa da özellikle (1) rekabeti tesisv etmek amacıyla oluşturulan kurallar ve politikaların ne kadar net, açık ve ulaşılabilir olduğu ve (2) teşebbüsler hakkında rekabet otoritesi tarafından soruşturma başladıktan sonraki sürecin ne kadar şeffaf işlediği konuları üzerine odaklanılmıştır. Bu iki alandaki şeffaflıkların değerlendirilmesinde iki farklı yöntem kullanılmıştır. İlk olarak, ilgili konulardaki şeffaflığa ilişkin önermeler içeren bir anket hazırlanmış ve rekabet otoritesi çalışanlarına ve rekabet hukuku ile ilgilenen akademisyen ve hukukçulara uygulanmıştır. Katılımcılarından her bir spesifik alana ilişkin şeffaflık değerlendirmelerini yapmaları istenmiştir. İkinci olarak, mevcut yasalar, yönetmelikler, rekabet otoritesi kararları ve bunlarla ilişkili her türlü kamuoyunu bilgilendirme kanalı incelenerek mevcut kurallar ve bunların uygulanmasındaki şeffaflık ile ilgili sorunlar değerlendirilmiştir. Sorunların belirlenmesinde araştırmacıların deneyimleri ve özellikle rekabet hukuku ile ilgili araştırmacılar ve hukukçular ile yapılan bir çalıştay yol gösterici olmuştur. İlk yöntem paydaşların algılarını ölçmeyi, ikinci yöntem ise somut olgulara dayanarak spesifik olarak sorunları tespit etmeyi hedeflemiştir. Çalışma sonuçlarında şu genel bulgulara ulaşılmıştır: (1) Türkiye’deki rekabet mevzuatı ve Rekabet otoritesi, özellikle Türkiye’deki diğer hukuk alanları ve kurumları ile karşılaştırıldığında, oldukça şeffaftır. (2) Rekabet düzenlemeleri ile ilgili enformasyonu sağlamakla yükümlü olanlar ile bu enformasyonu kullananlar arasında değerlendirme farkı olduğu bulunmuştur. (3) Rekabet otoritesi üçüncü kişiler ve kamu ile enformasyon paylaşımı konusuna, soruşturma tarafları ile enformasyon paylaşımına göre, daha az önem vermektedir. (4) Rekabet alanında şeffaflığa ilişkin sorunların çoğunlukla mevcut kuralların uygulanmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Uygulama ile ilgili en temel iki sorunun (a) “Ticari sır” ve “kurum içi yazışma” gerekçesiyle mevcut enformasyonun taraflar ile paylaşılmaması ve (b) kanunlarla açık olarak düzenlenmeyen durumlarda Kurul’un bir teamül oluşturamaması olduğu tespit edilmiştir.

Türkiye'de Siyasi Partiler ve Demokrasi

Yasama ve yürütme faaliyetlerinin, iktidar-muhalefet ilişkisinin ve siyasal karar alma süreçlerinin en önemli aktörü olan siyasi partiler liberal demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. Zira iktidarın kullanılması ve denetlenmesi, toplumdaki her türlü siyasal görüşün yönetime iletilmesi, bireysel hakların korunması ve demokrasinin sorunsuz işlemesi bakımından en önemli rol siyasi partilere düşmektedir.

Türkiye’de köklü bir siyasi parti geleneği bulunmakla birlikte mevcut siyasi partilerin yapısı, kurumsallaşma düzeyleri ve işleyiş mekanizmaları liberal demokrasilere yakışmayacak ölçüde demokratik ve özgürlükçü ilkelerden uzaktır. Anayasa değişikliği tartışmalarının gündemi işgal ettiği günümüzde belki başkanlık sistemi tartışmalarından daha önemli bir konu olarak siyasal partiler, ne yazık ki, hak ettiği ölçüde ilgiye mazhar olamamaktadır. Oysa hangi hükümet sistemi (başkanlık ya da parlamenter) uygulanırsa uygulansın, sistemin liberal demokrasiye uygun biçimde işlemesinin garantisinin siyasal partiler olduğunu unutmamak gerekir. Bu minvalde, siyasal partiler mevzuatındaki değişiklik en az anayasa değişikliği kadar elzem bir konu olarak yasa yapıcıların önünde durmaktadır.

Doç. Dr. Murat Yanık tarafından kaleme alınan “Türkiye’de Siyasi Partiler ve Demokrasi” başlıklı bu raporda hem Türkiye’de siyasi partiler hukukunun sorunlarının fotoğrafı çekilmekte hem de bu sorunların çözülmesi ve parti içi demokrasinin geliştirilmesine yönelik liberal perspektiften öneriler sunmaktadır.

Genel olarak raporda mevcut Siyasi Partiler Kanunu’na dair örgütlenme özgürlüğü, finansmanın denetlenebilir ve şeffaf olması, kadın, genç, dezavantajlı grupların siyasete katılımının arttırılması, parti kapatmalarının zorlaştırılması, seçim barajının düşürülmesi, aday belirleme yönetimin demokratikleştirilmesi, parti disiplininin şeffaf ve yargıya açık hale getirilmesi, delegelik ve üyelik sisteminin düzenlenmesi gibi konularda liberal demokrasilere uygun değişiklik önerileri sunulmaktadır.

Türkiye Parti Sisteminde İstikrar Sorunu

Türkiye siyasetinin en temel sorunlu alanlarından biri parti sistemidir.1946’dan günümüze rekabetçi parti sistemine yönelik olarak askeridarbeler gibi dışsal müdahaleler ve parti iç yapılarındaki içseldinamikler parti sisteminin kurumsallaşamamasına neden olmuştur.Kurumsallaşamama sorununun temel göstergelerinden biri seçmentercihlerindeki hareketlilik ya da oynaklıktır. Bu durum kaçınılmazolarak Türkiye parti siyasetinde dönemsel olarak istikrarsızlığın yaşanmasınan eden olmaktadır. Türkiye parti siyaseti üzerine çalışanuzmanlar oynaklıkta 1990’lara dek sosyal bölünmelerin etkili olduğunubelirtirken, daha sonra ekonomik (işbaşındaki hükümet dönemindekibireysel ekonomik kazanç-kayıp) faktörlerin belirleyiciliğinden sözederler. Bu çalışmada Türkiye parti siyasetinde istikrar sorunugenel değerlendirmenin ardından iller örneğinde incelenmektedir.2002’den 2015’e yapılan 4 genel seçim sonuçları veri alınarak, illerdeki seçmen hareketliliğinin fotoğrafı çekilmekte, parti sisteminde oynaklık çeşitli boyutlarıyla ele alınmaktadır. Batılı siyaset bilimciler parti sistemi istikrarını araştırırken 3 göstergeden yararlanılırlar: Seçimsel oynaklık, partilerin oy esnekliği ve parti desteği değişkeni. Biz de çalışmamızda partiler ve iller özelinde bu göstergeleri karşılaştırmalı olarak değerlendiriyoruz. Yerleşik batı demokrasileriyle karşılaştırıldığında Türkiye’de her 3 göstergenin de yüksek olmasına rağmen, 2000’lerin ortalarından itibaren düşüşe tanık oluyoruz. Bunun nedeni; parti sisteminin kurumsallaşma sürecine girmesidir. Aynı dönemde istikrarsızlık göstergelerinden oynaklığa bakıldığında, en yüksek DEHAP-HDP çizgisinde, en düşük ise CHP’de olduğu görülüyor. CHP’nin oynaklık katsayısının düşüklüğü bu partinin sosyal tabanının yerleşik oluşuyla ilgilidir. Ayrıca, sağ ideolojik bloktaki oynaklığın sola kıyasla daha yüksek oluşu da dikkati çeken bir diğer husus. Partilerin oy esnekliğine baktığımızda, en yüksek MHP, buna karşılık en düşük yine CHP’nindir. Oy desteği değişkeni (parti oyları standart sapması) en düşük olan parti CHP iken, en yüksek AK Parti’nindir. Bu durum CHP’nin sosyal tabanının yerleşikliği, AK Parti’nin ise son seçimde uğradığı ciddi oy kaybıyla yakından ilgilidir. Çalışmanın son kısmında 7 Haziran’da partilerin iller bazında çıkardıkları son milletvekilliklerini illerdeki oy oynaklığı ile ilişkilendirerek, oynaklığın milletvekili dağılımına etkisine yönelik simülasyon yapılmıştır. Simülasyon sonucunda partilerin milletvekili dağılımının çok radikal bir değişime uğramadığı tespit edilmiştir.

Türkiye'de Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğü, özgürlükçü demokrasilerin temel sütunlarından birisidir. Basın özgürlüğü bireyin özgürlüklerinin özellikle kamu iktidarından gelebilecek tehditlere karşı savunulmasında başat bir rol oynar. Otoriter ve totaliter rejimlerinin temel bir özelliği bu rejimlerde özgür bir basının olmaması, basının iktidarın propaganda aracına indirgenmiş olmalarıdır. Düşünce ve ifade, din ve vicdan, girişim gibi diğer özgürlük alanlarında olduğu gibi basın özgürlüğü alanında da Türkiye'nin karnesi pek parlak değildir. Bu alanda yapılan uluslararası endekslerde Türkiye kırık notlar almaktadır. İşte, Liberal Perspektif: Rapor serisinden çıkan Basın Özgürlüğü başlıklı bu raporda Türkiye'de bu özgürlüğün karşı karşıya olduğu sorunlar iki değerli akademisyen, Burak Bilgehan Özpek ve Başak Yavcan'ın kaleminden çarpıcı bir şekilde ortaya konuyor. Dileriz, bu çalışma basın özgürlüğü alanındaki sorunların anlaşılmasına ve çözümlerin formüle edilmesine bir katkı sunar.

TR'de Seçim Sistemleri ve Seçimlere Etkisi

Bireylerin hayatlarını kendi inanç, arzu, yetenek ve hayalleri çerçevesinde şekillendirebilmek için ihtiyaç duydukları en temel değer “özgürlük”tür. Özgürlük olmaksızın bireyler, maddi, manevi ve entelektüel olarak sahip oldukları potansiyeli pratiğe aktaramaz. Özgürlüksüz bir ortamda bireyler başkalarının kendileri için uygun gördükleri hayatları yaşarlar. Böyle bir yaşamın bireylerin “mutluluğu arama hakkı”nı elden aldığına şüphe yoktur.

Özgürlüğün başlıca üç boyutundan bahsedilebilir: Sivil, ekonomik ve siyasal. Sivil özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, seyahat özgürlüğü gibi özgürlükleri içerip, bireylere devletten veya diğer bireylerden gelebilecek müdahaleler olmaksızın hayatlarını sivil toplumda diledikleri gibi sürdürebilme imkânı tanır.

Ekonomik özgürlükler, bireylerin kendi bedenleri, benlikleri ve taşınır-taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyetlerini diledikleri gibi kullanabilmeleri hakkını içerir.

Ekonomik özgürlük sayesinde bireyler, yaşamlarını arzuladıkları gibi kurgulamak için ihtiyaç duydukları maddi imkânlara ulaşır.

Son olarak, siyasi özgürlükler seçme, seçilme, siyasi parti kurabilme gibi özgürlükleri içerir. Bu özgürlükler temelinde bireyler kamusal alanda kendi hayatlarını da ilgilendiren kararların alınması süreçlerine katılma hakkı elde ederler. Siyasi özgürlüğün sınırlandırıldığı bir siyasal sistemde bireyler kamusal alanda kendi hayatlarını daha iyiye götürecek kararların alınmasına katkı verme; aleyhlerine olabilecek düzenlemelere de karşı koyabilme, meydan okuyabilme şansından mahrumdur.

Demokratik siyasal sistemler, siyasal özgürlüklerin tanındığı politik sistemlerdir. Ancak bu sistemlerde de seçim kanunları, siyasal partiler kanunları gibi yasal düzenlemeler siyasal özgürlükleri önemli oranda sınırlayabilmektedir. Prof. Dr. Tanju Tosun tarafından kaleme alınan bu çalışmada, siyasal özgürlüklere yönelik çok önemli etkisi olan “seçim sistemleri” ele alınmakta ve farklı seçim sistemlerinin siyasal özgürlükler açısından sonutçları özellikle “temsilde adalet” kavramı ekseninde irdelenmektedir. Temsilde adaletin yüksek olduğu bir siyasal sistem, siyasal katılım ve temsilin, dolayısıyla siyasal özgürlüğün yüksek olduğu bir sistem olarak kabul edilebilir.

Türkiye, siyasal özgürlüklerin yasal düzenlemeler ile önemli oranlarda kısıtlandığı bir demokrasidir. Halihazırda Türkiye’de uygulanan seçim sistemi özellikle sahip olduğu %10luk ülke barajı ile siyasal katılım ve temsilde adaletin, dolayısıyla da siyasal özgürlüğün önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Yönetimde istikrar ilkesini gözardı etmeden “temsilde adaleti” gerçekleştirme doğrultusunda yapılacak bir reform ile Türkiye’de bireysel özgürlüğün en temel köşe taşlarından birisi olan “siyasal özgürlükler” güçlendirilebilir. Böyle bir reform bireysel özgürlüğü güçlendirdiği gibi Türkiye’nin Dünya demokrasileri klasmanında da yukarılara çıkmasına hizmet edecektir. Bu çerçevede Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin Liberal Perspektif: Rapor serisinden çıkan “Türkiye’de Seçim Sistemleri ve Seçimlere Etkisi: Siyasal Özgürlükler Perspektifinden Öneriler” başlıklı bu çalışmanın 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrasında Türkiye’de yeniden gündemin üst sıralarına oturan seçim sistemi tartışmalarına bir ışık tutması ümid edilir.