Erdal Türkkan

erdalturkkan@ozgurlukarastirmalari.com

TV KANALLARININ PLATFORMDAN VE UYDUDAN ÇIKARILMASI REKABET İHLALİ MİDİR?

1 Kasım 2015 Seçimleri öncesinde bazı özel TV platformları (TİVİBU, DİGİTURK, TURKCELL TV, TELEDÜNYA) 7 TV kanalını platformdan çıkardılar veya kararttılar. Diğer taraftan TÜRKSAT, 13 TV ve radyo kanalını uydudan çıkarma kararı aldı ve 15 Kasım 2015 itibariyle bu karar uygulamaya konuldu. Burada ele alınacak soru, bu tür eylemlerin müeyyide ve önlem gerektiren bir rekabet ihlâli olup olmadığıdır. Bu yazıda önce konunun genel yasal çerçevesi ele alınacak, daha sonra Rekabet Yasası’nın ihlâl edilip edilmediği sorusu üzerinde durulacaktır. Burada yapılması gereken ilk tespit, bazı TV kanallarını platformdan çıkaran tüm kuruluşların, eylemleri rekabet yasasına tâbi olan özel teşebbüs niteliğinde olmasıdır. Diğer taraftan uydudan çıkarma kararı alan TÜRKSAT, tekel niteliğinde, sermayesinin %100’ü kamuya ait olan, ancak özel hukuk hükümlerine tâbi bir kamu şirketidir. Bu çerçevede, platformdan ve uydudan çıkarma kararlarını alanların tamamı 4054 sayılı Rekabet Yasası’na tâbi olan kuruluşlardır. Burada üzerinde durulması gereken ikinci önemli husus, platform dışı bırakma kararının bir savcının talebi üzerine yapılmış olmasıdır. Bir savcının talebi ile bir kuruluşun faaliyetlerinin kısıtlanamayacağı ve sonlandırılamayacağı hukukî açıdan tartışma konusu bile olmayan bir husustur. Evrensel hukukta özellikle medya kuruluşlarının mahkeme kararı bile olsa kapatılamayacağı iddiası vardır. Konuyla ilgili olarak üzerinde durulması gereken üçüncü önemli husus, mevcut sözleşmede TÜRKSAT’ın tek yönlü olarak ve gerekçe göstermeksizin sözleşmeyi bozma veya yenilememe hakkının olduğu ve kararın bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği iddiasıdır. Bu açıdan bakıldığında Anayasa’ya ve yasaya aykırı bir sözleşmenin yapılamayacağı açıktır. TÜRKSAT’ın uydu sözleşmesini gerekçe göstermeksizin tek taraflı olarak feshetmesi, 13 medya kuruluşunun piyasa dışına itilmesi ve ilgili piyasalarda rekabetin ciddi şekilde azalması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle TÜRKSAT’ın mevcut sözleşmeye dayanarak gerekçesiz bir şekilde bir TV kanalını piyasa dışına çıkarma gibi hakkı söz konusu olamaz. 3 REKABET FORUMU Sayı: 97, Kasım 2015 Burada yapılması gereken son tespit de bazı TV kanallarını platform dışı bırakma kararının teşebbüs ve akit özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceğidir. Çünkü aşağıda belirtileceği gibi bu kararlar çeşitli açılardan rekabeti engelleyebilecek veya tüketici refahını azaltacak etkilere sahiptir. Platformdan ve uydudan çıkarma kararlarını öncelikle Rekabet Yasası’nın amaçları çerçevesinde değerlendirmek yararlı olacaktır. Rekabet Yasası’nın asıl amacı piyasalarda toplumsal refahı azaltacak eylemleri önlemektir. Bu çerçevede platformdan ve uydudan çıkarma kararlarının toplumsal refahı nasıl etkileyeceğine bakmak yararlı olacaktır. Bu kararlar sonucunda: -Platformdan çıkarılan TV kanalları müşteri ve kazanç kaybına uğramıştır ve uğrayacaktır. -Tüketici istediği kanalı seçme hakkından mahrum kalmış ve kalacaktır. Ayrıca tüketicinin bedelini ödediği bir hizmeti alamaz hale gelmesi söz konusudur. -Platformlar kazanç ve prestij kaybına uğramış, pek çok kişi tepki olarak bu platformları terk etmiştir. -Platformlar kâr kaybına uğramış, böylece hissedarları kazançtan mahrum kalmıştır. -Devletin iki yönlü olarak vergi kaybına uğraması söz konusudur. -Türkiye Cumhuriyeti Devleti iki yönlü olarak kayba uğramıştır. İlk olarak, bu kararlar Türkiye’de girişim güvencesinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu göstermektedir. İkinci olarak, bu kararlar Türkiye’de medyanın gerçekte özgür olmadığını ve bu özgürlüğün her an kısıtlanabileceğini ortaya koymuştur. Bu çerçevede Türkiye’nin demokratik hukuk devleti imajı önemli ölçüde sarsılmıştır. Bu imaj kaybının Türkiye’nin kredi reytingine yansımaması mümkün değildir. Diğer taraftan antidemokratik ve otoriter bir Türkiye imajının Türkiye’ye çok yönlü olarak çok çeşitli maliyetler yüklemesi söz konusudur. Bazı TV kanallarını platform ve uydu dışı bırakma kararının görünürdeki tek “yararı” AK Parti’nin seçim öncesinde mevcut olan propaganda üstünlüğünü arttırmış olmasıdır. Ancak aslında bu karar AK Parti’nin de aleyhine olmuş, AK Parti saygınlık ve meşruiyet kaybına uğramıştır. AK Parti’nin bazı özel şirketleri yönetim kurullarına atanan kişiler vasıtasıyla şirket çıkarlarıyla uyuşmayan kararlar almaya zorlayabildiği ortaya çıkmıştır. Bu durum Türkiye’nin giderek “ahbap çavuş kapitalizmine” kaydığının bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Bazı TV kanallarının platformdan ve uydudan çıkarılması kararının çok sayıda yasanın ihlâl edilmesine yol açtığı iddiaları basında yer almıştır. 4 REKABET FORUMU Sayı: 97, Kasım 2015 Burada öncelikle Anayasanın 13-15-26. maddelerinin ihlâli söz konusu olabilecektir. Bu kararlar basın yayın özgürlüğünün, haber alma özgürlüğünün, girişim özgürlüğünün ve eşitlik İlkesinin yok sayılması anlamına da gelmektedir. Bu kararlarla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 14.maddeleri, Türk Ceza Kanunu’nun 124. maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun akdin tek taraflı feshi ile ilgili hükümleri, RTÜK Yasası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Yasası, Tüketiciyi Koruma Yasası, YSK Yasası’nın da çeşitli şekillerde ihlâl edildiği iddiaları vardır. Ancak platformdan ve uydudan çıkarma kararları sonrasında üzerinde en az durulan konu, bu eylemlerin Rekabet Yasası’nı ihlâl edip etmediği hususudur. Bu çerçevede üzerinde durulması gereken ilk soru, platform ve uydu dışı bırakma kararlarının Rekabet Kanunu’nun hâkim durumun kötüye kullanımı yasağı (Madde 6/d) kapsamında ele alınıp alınamayacağıdır. Bu açıdan platformların belli bir tekel gücüne sahip olup olmadığı önem kazanmaktadır. TÜRKSAT’ın uydu piyasasında mutlak hâkim güce sahip bir kamu tekeli olduğu konusu tartışılmayacak kadar açıktır. Özel hükümlere tâbi kamu kuruluşları da, Rekabet Kanunu’na tâbi olduğundan TÜRKSAT’ın Rekabet Yasası kapsamında hâkim gücünü kullanan bir eylem yaptığı konusunda bir tereddüt söz konusu değildir. Ancak platformlardan her birisinin tekel gücüne sahip olup olmadığı sorgulanması gereken bir husustur. Burada önem kazanan husus, platform dışına itilen TV kanalının uğradığı izleyici kaybını telafi edebilecek seçeneklere sahip olup olmadığıdır. İkinci önemli husus, belli bir platformu izleyen tüketicinin istediği TV kanalının platform dışına çıkarılması durumunda uğradığı tatmin ve hak kaybını başka bir platforma geçerek telafi edip edemeyeceğidir. Bu soruların her ikisine verilecek cevap olumsuzdur. Yani, ne platform dışına çıkarılan TV kanalının izleyici kaybını telafi edebilmesi ne de izleyicinin kanal kaybını telafi edebilmesi mümkün değildir. Çünkü bir tüketici genellikle tek bir platforma üyedir ve platformlardan çıkış kısa zamanda mümkün olmadığı gibi, maliyeti sıfır da değildir. Bu durumda her bir TV platformunun hâkim gücünü kötüye kullanması söz konusudur. Ancak burada hâkim gücün bir rakibe karşı kullanılması gibi bir ihlâl olduğu söylenemez. Burada Rekabet Kanunu madde 6 da belirtilen “belli bir piyasada hâkim olan bir firmanın başka bir piyasada rekabeti bozması” hali söz konusudur. Yani rekabeti bozan platform teşebbüsü, rekabetin bozulduğu piyasa da TV piyasasıdır. Çünkü bazı firmaların platform dışı bırakılması TV yayınları piyasasında teşebbüs sayısını azaltarak ve tüketicinin seçme imkânını daraltarak rekabeti ciddi şekilde azaltma etkisine sahiptir. Burada rekabet ihlâlinin etkisini arttıran husus, platform dışına çıkarma eyleminin eşanlı olarak çok sayıda platform tarafından çok sayıda TV kanalına yapılmış olmasıdır. Burada Rekabet Yasasının 4. maddesinde öngörülen “rekabeti kısıtlayan uyumlu eylem” söz konusudur. Yani platformlar 5 REKABET FORUMU Sayı: 97, Kasım 2015 bir kartel gibi davranarak aynı TV kanallarını piyasa dışına çıkarmışlardır. Burada mevcut firmaları piyasa dışına çıkarma eylemi, eşit firmalara ayrımcılık yapılması (Madde 4) ve mal vermeyi reddetme bağlamında anlam kazanmaktadır. Platform piyasasında yer alan teşebbüslerin ve TÜRKSAT’ın yaptıkları eylem, dikey bir ilişkiye dayanmakta, yani bir sözleşme iptali biçiminde gerçekleşmektedir. Bu teşebbüslerin Rekabet Kurumu’ndan sözleşme serbestliği konusunda bir muafiyet almaları söz konusu olmamıştır. Esasen bu teşebbüslerin muafiyet hakkı elde etmesi de mümkün değildir. Çünkü yukarıda ifade edildiği gibi, burada herkesin refah kaybına uğraması söz konusudur. Bu çerçevede Rekabet Kurumu’nun bu duruma re’sen el koyması ve inceleme başlatması gerekirdi. Bunun yapılmamış olması, Rekabet Kurumu’nun saygınlığına, tarafsızlığına ağır bir zarar verebilecektir. İhlâli yapan teşebbüslerin cirolarının %10’una kadar çıkabilen rekabet cezasını göze alarak bu eyleme girişmiş olmaları olasıdır. Bu çerçevede Rekabet Kurulu’nun ihlâlin durdurulması ile ilgili bir karar vermesi büyük önem kazanmaktadır. Platformların yaptığı rekabet ihlâli tüketicileri de zarara uğratmıştır. Bu çerçevede tüketicilerin de bireysel tazminat davası açması söz konusudur. TÜRKSAT’ın aldığı uydu dışına çıkarma kararı bir ay sonra uygulamaya konulmuştur. Bu süre içinde ilgili kuruluşların herhangi bir kuruluştan benzer veya eşdeğer bir hizmeti almaları mümkün olmamıştır. Çünkü piyasada mutlak bir tekel vardır. Bu çerçevede Rekabet Kurumu’nun TÜRKSAT konusunda da acilen bir inceleme başlatması ve ihlâle son verilmesi yönünde acil bir karar alması gerekmektedir. Çünkü burada ihlâl hiçbir tartışmaya yol açmayacak kadar açık ve kesindir. Rekabet Kurulu’nun bu kararların iptali konusunda acilen devreye girmemesi, bugüne kadar büyük prestij sağlamış olan bu kurumun bağımsızlığına gölge düşürmüş olacaktır. Böyle bir sonucun yaratacağı sakıncaların telafisi mümkün olmayacaktır. Çünkü rekabet otoritesinin tarafsızlığı ve etkinliği yaptığı inceleme ve verdiği kararlar kadar, yapmadığı incelemeler ve almadığı kararlarla da değerlendirilecektir.

 

 

 

Bu yazı Rekabet Derneği'nden alınmıştır.

Bu sitede yayınlanan yazılarla ilgili bütün sorumluluk yazarlara ait olup, Özgürlük Araştırmaları Derneği yazarların yazılarından doğabilecek hiç bir hukuki sorumluluğu kabul etmez. Kurumun web sitesine gönderilecek yazılar, editörler kurulu tarafından argümantasyon ve kanıta dayalı olarak değerlendirilir. Ancak düşünce özgürlüğü ilkesi gereği yazarın bakış açısına herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Yazılar referans gösterilmeden basılamaz, kopyalanamaz ve paylaşılamaz.