LİBERAL PERSPEKTİF: Yorumlar

Vicdan Özgürlüğü ve Sekülerizm

Prof. Dr. Bican Şahin: Bu makalede, bireylerin din ve vicdan özgürlüğünü deneyimleyecekleri

seküler bir yasal/siyasal alan ihtiyacı tartışılacaktır. Bu amaçla, önce özgürlük

kavramı ardından Isaiah Berlin’in negatif ve pozitif özgürlük biçimleri

arasındaki ayrımı ele alınacaktır. İkinci olarak, din ve vicdan özgürlüğü

bir tür negatif özgürlük olarak sunularak, bu özgürlüğe mümkün olan en

iyi şekilde sadece seküler bir yasal/siyasal sistemde sahip olunabileceği

hususu ele alınacaktır. Üçüncü olarak, teokratik bir sistemde vicdan özgürlüğünün

mümkün olup olmadığı tartışılacak ve son olarak, tüm farklı

dini inançların karşılıklı hoşgörü temelinde birlikte var olduğu bir liberal,

seküler ütopya sunulacaktır.

TR'de Hayat Tarzına Yapılan Müdahalelerin Kötümserlik Yaratma Etkileri

Türkkan, bu Yorum’da Türkiye’de hayat tarzına yapılan devlet müdahalelerinin kötümserlik yaratma etkilerini ve bu etkileri hafifletecek faktörleri anlatıyor. Önce Türkiye’de kötümserlik olgusunun kaynakları ve kayda değer bir kötümserlik olgusunun yaşanıp yaşanmadığını inceliyor. Ardından kötümser kitlelerin yaygınlığının bir ülke açısından yaratabileceği sakıncaları sıralıyor. Son olarak ise Türkiye’de hangi kamu politikalarının hayat tarzını etkileyerek kötümserliğe neden olduğunu ve Türkiye’de hayat tarzına müdahale olgusunun yarattığı kötümserlikten uzaklaşmanın mümkün olup olmadığı sorularını soruyor.

Türkiye'de Yüksek Öğretimin Finansmanı

“Son elli yılda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de yükseköğrenime katılım sosyoekonomik anlamda demokratikleşti. Üniversite mezunları toplumun küçük bir elit kesimini oluştururken, AK Parti hükümetlerinin son yıllarda uyguladığı politikalarla üniversite kapasitelerinin arttırılması ve harçların kaldırılması gibi teşvik edici faktörler yükseköğrenimin daha geniş kesimler için ulaşılabilir olmasına fırsat verdi. Ancak aynı zamanda, bu cömert politikalar katılımın yaygınlaştırılmasının getirdiği faydaların yanında birtakım zararlara da sebep oldu.” 

Genç, bu raporunda Türkiye’de yükseköğrenimin finansmanı için uygulanan yöntemin dezavantajlarına işaret ediyor ve aynı zamanda farklı ülkelerde uygulanan finansman modelleri üzerinden Türkiye için alternatif bir kamu politikası önerisi sunuyor.

Aristo, Siyasal Dostluk ve TR'de Toplumsal Barış

"Toplumsal sınıflar ve gruplar arasındaki çatışmaların tarihi toplumsal farklılaşmanın ve farklı sınıfların ortaya çıktığı döneme kadar geriye gider. Bu çatışmalara sistematik olarak çözüm bulma arayışı ise siyaset felsefesinin doğuşu ile başlamıştır."

Çalışma, Antik Yunan'dan beridir devam eden çatışma çözümleri arayışlarını da perspektife alarak bugün yaşadığımız terör sorunlarına ve toplumsal barış problemlerimize ışık tutmayı amaçlıyor. 

Olağanüstü Durumların Ekonomik Etkilerinin Minimizasyonu

15 Temmuz 2016’da kanlı-başarısız darbe girişiminin ekonomiye etkileri ve özellikle bu etkilerin nasıl en aza indirilebileceği yeterince tartışılmamıştır. Bu yazıda darbe girişiminin ve darbe ile mücadelenin ekonomik etkileri ve mücadelenin etkinliğinden taviz verilmeden bu etkilerin nasıl en aza indirilebileceği tartışılacaktır. Darbe girişiminin ekonomiye etkilerini iki boyutta ele almak mümkündür. Bunlardan birincisi bizatihi darbe girişiminin etkileridir. İkinci boyut ise bizatihi OHAL rejiminin etkileridir. Bu etkileri belirsizliğin, denetimsizliğin, öngörülemezliğin, güvensizliğin, beşeri zafiyetin ve dış dünya algılamalarının ekonomik sonuçları çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Bu etkilerin en aza indirilmesi konusunda da iki alternatifin değerlendirilmesi mümkündür. Bunlardan birincisi halen uygulanan şok tedavi yöntemi (bu yöntem ekstrem OHAL olarak da adlandırılabilir), ikincisi ise kademeli yaklaşımdır. Bu yaklaşımı da kademeli yaklaşım veya yumuşak OHAL olarak da isimlendirmek mümkündür.

Kürtaj ve Hukuk

Liberal demokrasilerin bir ideal olarak varlığının esasını teşkil eden temel düşünce, onun tarihsel gelişimiyle birlikte değerlendirildiğinde, insan haklarının korunmasıdır. Liberal demokrasilerin temel ilkelerinden olan ”hukuk devleti” ile “hukuk güvenliği” ilkeleri, insan haklarının bir bilinç ve kültür olarak yaygınlaşması için mihenk taşıdır. Ülkemizde bu ilkeler, son yıllarda çeşitli meydan okumalarla karşılaşmıştır.

Bu meydan okumalardan birisi “kürtaj tartışmaları” üzerinden gelmiştir. Bu tartışmalarda konunun hukuki boyutu, mevcut politik boyutun gölgesinde kalmıştır. Oysa bir liberal demokrasi her şeyden önce anayasal bir hukuk devletidir ve bu da onun kendi koymuş olduğu kurallara öncelikle, devlet olarak, kendisinin uyması gerektiği anlamını taşır. Bu yönüyle, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin, kürtaj meselesi de dahil olmak üzere bütün alanlarda karşılaştığı bu meydan okumalar, siyasi olduğu kadar hukuki bir anlam da taşımaktadır.

Bu çalışma, kürtaj hakkının sağlık hizmeti kapsamında herhangi bir liberal hukuk düzeni kapsamında devlet tarafından mutlaka sağlanması gerektiğini ileri sürmemekte; ancak böyle bir hakkın tanınması halinde devletin bu yükümlülüğünü bireysel özgürlükleri ihlal etmeden nasıl ifa etmesi gerektiğini izaha çalışmaktadır.

Türkiye Ekonomisinin Geleceğini Tartışmak

Bir ekonominin geleceği birçok yönden tartışılabilir. En bilinen yaklaşım, makroekonomik göstergelerin gelecek gerçekleşme değerlerini tahmin etmek ve bunları etkileyen değişkenleri tartışmaktır. Bununla birlikte, bu çalışma Türkiye ekonomisinin geleceğine daha yapısal unsurları değerlendirmeye katarak bakmaktadır. Bu amaçla, bir sonraki bölümde Avusturyan iktisat, kamu tercihi ve kurumsal iktisat perspektiflerinden liberal bir büyüme modeli önerilmektedir.

Bir ekonominin uzun dönemli sürdürülebilir büyümesinin temelinde, kar peşinde hareket eden girişimcinin bulunduğu bu nedenle rekabetin büyümenin çekirdeğini oluşturduğunu belirtilmektedir. Bu rekabet ortamının; serbest, rahatsız edilmeyen ve iyi düzenlemiş olması gerekmektedir. Bunu sağlayan ve gelişmesine katkıda bulunan dört temel unsur bulunmaktadır: Hukuk ve Kurumlar, Eğitim, Finansal İstikrar ve Sınırlı Devlet. Üçüncü bölümde, Türkiye ekonomisinin geleceği, önerilen liberal büyüme modeli çerçevesinde tartışılmaktadır. İlk olarak, Türkiye ekonomisinin nereden geldiği analiz edilmekte ve 90’lı yıllar ile 2000’li yıllardaki büyüme tartışılmaktadır. Daha sonrasında ise, Türkiye ekonomisinin geleceğine odaklanılmaktadır. Dördüncü bölümde, önceki bölümlerden elde edilen bakış açısının da yardımıyla, Türkiye ekonomisi için bir SWOT analizi yapılmaktadır. Son bölümde çalışmadan elde edilen değerlendirmeler sunulmuştur.

Siyasi Partilerin Ekonomik Vaatleri

"2015 Seçimlerinde siyasi partilerin yaptıkları vaatlerin liberal prensiplerle uyumu; bu saatlerin yapılabilirliğinin, tutarlılığının ve en önemlisi de başarı şansının anlamlı bir göstergesi niteliğindedir. Siyasi partilerin vaatlerinin liberal ilkelerle ne ölçüde bağdaştığını üç açıdan ele almak mümkündür.

1. Vaatlerin dayandığı değerlerin liberal prensiplerle uyumu,

2. Performansla ilgili vaatlerin liberal prensip ve ilkelerle uyumu,

3. Kullanılacağı söylenen araçlarla ilgili vaatlerin liberal prensiplerle uyumudur.

Nihayet söylemdeki uyum ile eylemdeki uyum arasında da bir ayrım yapmak yararlı olur. "

Yorum'da siyasi partilerin ekonomik vaatlerinin liberal fikriyat ile uyuşup uyuşmadığı incelenmektedir.

Yunanistan Krizi: Tipik Bir Hasta Ekonomisi

“Tek bir piyasa, tek bir para birimi ve tek bir para politikası ile başladık. Şimdi tek bir denetleyici ve

çözüm otoritesine sahibiz. Ve yakında tek bir sermaye piyasasına sahip olacağız.”

 

ECB Başkanı, Mario Draghi,

16 Mart 2015

 

Hasta ekonomi terimini, kamunun ekonomideki ağırlığının serbest piyasanın işleyişini bozması, sağlıklı bir ekonomiyi rekabeti düşürerek hasta bir hale sokması anlamında kullanıyorum.

Peki, Yunanistan neden hasta bir ekonomi oldu ve bu durumdan nasıl kurtulabilir?

Avrupa Birliği, emek ve sermaye hareketliliği sağlaması açısından serbest piyasa ve rekabeti destekleyen bir yapı olmakla birlikte tek para olarak Euro’nun kullanılması ve böylece para rekabetinin ortadan kaldırılması nedeniyle oldukça kolektivist bir karaktere sahiptir. Kamunun ekonomideki ağırlığının ülkeden ülkeye değiştiği, farklı rekabet düzeylere, farklı ekonomik altyapılara sahip ülkelerden oluşan Avrupa Birliği’nde ortak para birimi olarak ‘Euro’ açık bir illüzyon yaratmıştır.